Basında/in Press

Lübnan’da Siyasi Kriz Sürüyor

Hediye Levent/VOA 05.12.2016

Siyasi krizlerin eksik olmadığı Lübnan, 29 ay devam eden çekişmeli sürecin ardından 30 Ekim’de nihayet cumhurbaşkanını seçti.

Parlamenter sistemi din ve mezheplere göre düzenlenmiş olan Lübnan iç siyasetine çeşitli ülkelerin de müdahaleleri ile cumhurbaşkanlığı seçimleri yılan hikayesine döndü. Bu dönemde cumhurbaşkanlığı seçimleri ülke içinde fıkralara, karikatürlere sık sık konu oldu.

Hristiyan Maruni Mişel Aon, Lübnan cumhurbaşkanı oldu ancak 29 ay devam eden krizi bitirmeye yetmedi. Bugünlerde Lübnan iç siyasetinde etkili olan aktörler hükümet kurulması aşamasında kıyasıya çekişirken bazı ülkelerin müdahaleleri de sürüyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da bir çalışma ziyaretinde bulunduğu Lübnan’daki siyasi krizi Ömer Halisdemir Üniversitesi öğretim üyesi ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü uzmanı olan Suriye ve Lübnan’a dair kitabı bulunan Dr. Yasin Atlıoğlu Amerika’nın Sesi’ne değerlendirdi.

VOA: Lübnan uzun süredir cumhurbaşkanı seçememe krizi yaşıyordu. Suriye dahil bölgedeki durumla birlikte bu kriz Lübnan’ı nasıl etkiledi sizce?

ATLIOĞLU: Lübnan hassas dengeler üzerinde işleyen bir siyasal sisteme sahip, dolayısıyla bölgesel düzeydeki krizlerden doğrudan etkileniyor. Suriye krizinin Lübnan’a yansıması üç şekilde oldu: Güvenlik sorunları (kent merkezlerinde patlayan bombalar, Trablus bölgesinde yoğunlaşan Selefi gruplar ve IŞİD/Nusra’nın sınırda faaliyetleri), Hizbullah’ın Suriye iç savaşına müdahil olmasının arttırdığı iç kutuplaşmalar ve mülteciler meselesi…Suriye krizinde Lübnanlı grupların taraf olması, bölgesel düzeydeki kutuplaşmanın bir yansıması gibi.

Suudiler Suriye karşıtı grupları harekete geçirirken, özellikle Hizbullah karşı ülke içindeki askeri dengeleri değiştirmeye çalıştı Selefiler ve radikal İslamcı gruplar aracılığıyla. Buna karşılık Hizbullah uzun süre Suriye iç savaşına katılmamak için direndi ta ki Haziran 2013’e kadar. Kuseyr (Suriye’nin Lübnan sınırında bulunan kasabası) savaşıyla Hizbullah’ın iç savaşa girdiğinin açıklık kazanması Lübnan içindeki Suriye karşıtı grupların daha aktif muhalefet yapmasına yol açtı. Mezhepçi tansiyon da açıkça ortaya çıktı Lübnan iç siyasetinde.

VOA: Genel olarak Lübnan’da cumhurbaşkanı seçilememesi mi böylesi çok başlı döneme sebep oldu yoksa mevcut çok başlılık-bakış açısı/çıkar farklılıkları mı cumhurbaşkanı seçilememesine sebep oldu sizce?

ATLIOĞLU: Cumhurbaşkanlığı seçimi modern Lübnan tarihinde her zaman kriz nedeni oldu, bu ülkedeki konfesyonel (siyasi sistemin ülkedeki din ve mezhepler esasına göre düzenlenmesi) sistemin, iktidardaki güç paylaşımının bir sonucu, sistemin işleyişi için ülke siyasetinde etkili olan zaimler arasında uzlaşmanın sağlanması çok kolay olmuyor. Buna ek olarak bölgesel krizler olursa dış müdahalecilik ülke içindeki uzlaşmanın olmadığı bu ortamı daha da geriyor ve herkes çıkarları bağlamında kendine yakın hissettiği dış aktöre daha da bağımlı hale geliyor.

Aslında 1952 ve 1957/58 devlet başkanlığı krizine bakarsak bölgesel konjonktürün Lübnan içi siyasetini nasıl etkilediğini açıkça görürüz.

2007-2008 de aynısı oldu, ama bölgesel gerilimler az olduğu için çözüm yine bölge ülkelerinin müdahalesiyle Doha’da bulundu. 2011den sonraki kriz 1950li yıllara benziyor.

VOA: Tam olarak nasıl ifade etmek gerek bu benzerliği? Soğuk savaş-çift kutup faktörü mü? O dönemde bölgede yeni kurulan veya bağımsız olan devletler, yeni siyasi akımların yarattığı çatışmalar mı?

ATLIOĞLU: Tabii uluslararası sistemin iki kutuplu bir hale dönüşme eğiliminde olduğuna dair birçok tartışma var. Rusya’nın kendini toparlayıp artık Ortadoğu siyasetine daha etkili bir biçimde bulaşması sistem boyutunda bir etkiyi gözler önüne seriyor. Ama şu an yaşadığımız sistemde 1950’lerde olduğu gibi ideolojiler çok etkili değil. Hatta ulus-altı milliyetçilikleri (etnik ve dini/mezhepçi) sahadaki etkisi mevcut devletlerin varlıklarını koruyup koruyamayacağı sorusunu da beraberinde getiriyor.

Bölgedeki çatışmanın niteliği Soğuk Savaşa çok benzemiyor, Rusya’nın ve ABD’nin müdahaleleri var ama ideolojik bir zeminde değil, çıkar zemininde şekilleniyor. Konjoktür Soğuk savaşta olduğu kadar statik de değil. Bu çıkar ittifakları oldukça dinamik ve her gün yeni bir ittifak doğma olasılığı var. Tabii bu dinamik çıkar ittifaklarının olduğu bölgede Lübnan kendini çok güvensiz ve yalnız hissediyor

VOA: Tüm bu noktada profilini göz önünde bulundurarak Michel Aon’un seçilmesini nasıl yorumluyorsunuz? Tarafların bir zorunlu uzlaşı zemini ihtiyacı mı? Hariri tarafı ve müttefikleri açısından taviz olduğunu savunanlar da var…

ATLIOĞLU: Mişel Aon’un seçilmesi konusundaki uzlaşı hem bölgede hem Lübnan içindeki sorunların artık katlanılamaz hale geldiğinin bir göstergesi. Lübnanlı siyasetçilerin ve ülkedeki siyasal sistemin birçok zafiyetine rağmen en zor şartlarda bile teması koparmaması Lübnan siyasal kültüründeki iyi özelliklerden biri…

Lübnanlı siyasetçiler krizin kendilerine de zarar verdiğini düşündüğünde uzlaşı yoluna sıcak bakabiliyor. Bunlara ek olarak güvenlik sorunları, mültecilerin yarattığı baskı, yeni bir iç savaş tehdidi herkesi çok geriyor ve ülkedeki siyasetçiler üzerinde kamuoyu baskısını arttırıyor. Tabii dış etkileri de göz ardı etmemek lazım. Aon’un seçilmesi kötünün iyisi haline geldi ülke siyasetindeki aktörler için. Hariri, krizin başından beri krizi kötü yönetti, Samir Caca uygun bir aday değildi, sonra gitti Süleyman Franjiyye’yi Aon’un karşısına koymaya çalıştı.

Bunların hiç biri tutmadı, çözüm olarak herkesin karşısında bir tek Aon kaldı. Ülkedeki Hıristiyanların Aon her ne kadar Hizbullah ile ittifak yapsa da ona dair başka inançları var. Devlet başkanı olmak bir anda yeni bir aktör haline gelmenizi sağlıyor. İçte ve dışta herkes Aon ile temas kurmaya çalışıyor, bu durum Aon’un ülke siyasetinde tek başına güçlü bir aktör olarak ortaya çıkmasını sağlayabilir, tıpkı 1952’de Kamil Şamun da olduğu gibi

VOA: Mişel Aon’u Lübnan içindeki duruma ek olarak Suudi Arabistan ve İran arasında denge kurmak gibi epeyce zor eşikler bekliyor gibi görünüyor. Gerçi Cumhurbaşkanı seçildi ancak siyasi kriz de henüz bitmedi.

ATLIOĞLU: Tabii Kamil Şamun da 1952’de Kemal Canbulat’ın desteğiyle devlet başkanı olmuştu, iktidara gelir gelmez iktidarı kendi tekeline almaya çalıştı, 1955’ten sonra Suveyş Krizi, Bağdat Paktı gibi sorunlar karşısında bölgesel düzeyde tarafsız kalma siyasetinin işe yaramadığını gördü. Aon’un başına da aynı şeyler gelebilir. İlk olarak dengeli bir devlet başkanı profili çizmeye çalışacak, Lübnan’ın istikrarı ve birliğine vurgu yapacak. Ama bölgesel konjoktür onu farklı tercihlere zorlayabilir. Suriye iç savaşının sonucu, Rusya’nın bölgedeki varlığı, İran-Suudi rekabeti ve tabii ABD’nin bölgeye yönelik politikasındaki belirsizlik. Fransa’yı da unutmamak lazım tabii. Aon’u zor günler bekliyor, bu denge siyasetini içte ve dışta ne kadar başarıyla sürdürebilir, zaman gösterecek. Diğer yandan Aon döneminde güvenlik soruları, mülteciler gibi meselelerde kısmi bir iyileşme olursa bu Aon iktidarına içeride olan desteği arttırabilir.

VOA: Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Lübnan’ı ziyaret etti. Davutoğlu dönemindeki ziyaretlerde Hizbullah ile temaslar da vardı. Lübnan’ın ana aktörlerinden biri ile temas kurulmamasını nasıl görmek lazım? Türkiye’nin Suriye başta olmak üzere Arap ayaklanması döneminde taraflı politika yürüttüğüne dair bir kanaat da yerleşmiş durumda. Türkiye’nin Lübnan’da etkili bir pozisyon sağlaması mümkün mü?

ATLIOĞLU: Çavuşoğlu’nun ziyareti Lübnan’daki yeni dönemde, yeni bir başlangıç olarak önemli. Fakat 2011 öncesinde Türkiye’yi Lübnan siyasetinde etkili kılan Türkiye’nin bölge siyasetine yönelik çabalarının yanı sıra Suriye ile kurulan yakın ilişkilerdi. Suriye Türkiye’nin Lübnan siyasetine girişinde bir zıplama tahtasıydı. Türkiye de bu süreçte Lübnanlı tüm aktörlerle temas kurabiliyordu. Her aktörün Türkiye’den beklentisi de farklıydı. Bu siyaset işe de yaradı. Fakat 2011 sonrası Suriye krizine doğrudan müdahil olması, taraf olması Türkiye’nin Lübnan’daki algılanışını olumsuz etkiledi, sadece Lübnan’da değil tüm Arap dünyasında. Bundan sonra Türkiye, Orta Doğu siyasetinde yeni bir sayfa açmak istiyorsa taraf olduğunu gösteren hareketlerden, söylemlerden kaçınmalı öncelikle.

Hizbullah, Lübnan’da çok etkili bir aktör, onunla temas kurmadan Lübnan siyasetinde bir dış aktörü etkili olması zor ama Lübnan’ın sadece Hizbullah’tan ibaret olmadığı da aşikar. Bu şartlarda Hizbullah ile temasa geçilmesi için İran kanalı kullanılabilir ama yaşananların unutulması için zaman gerekiyor.

Suriye konusunda Türkiye samimi bir biçimde bölgesel aktörlerle (İran ve Suriye) ilişkilerini tamir edebilirse Hizbullah ile de bu işler düzelecektir. Ama bu iş hiç de kolay olmayacak.

Bu süreçte “Türkiye, Sünniler üzerinden siyaset izliyor” algısını kırmak için uğraşmak lazım, Hıristiyanları da yok saymamak lazım.

VOA: Türkiye’ye temkinli bakan tarafların yayın organlarında Çavuşoğlu’nun cami içindeki ve çıkışındaki fotolarının manşet olması-yoğun kullanılması algılar konusunda ipucu verebilir.

ATLIOĞLU: Tabii. Ben Türkiye’nin kısa vadede Lübnan’da çok etkili bir aktör olacağını kastetmiyorum sadece yapılması gerekenleri anlatıyorum. Türkiye, Lübnan gibi karmaşık siyasi ilişkilerin olduğu bir ülke konusunda gerekli deneyim ve bilgi birikimine de sahip değil zaten.

Bu noktada Türkiye, Suriye’nin ve İran’ın sahip olduğu avantajlara sahip değil. Türkiye’nin geleneksel dış siyaset anlayışı da bu ülkelere hiç benzemiyor. Son dönemde Suriye ve İran gibi davranmaya kalktığımızda elimize gözümüze bulaştırdığımızda aşikar.

VOA: Suriye ve İran gibi davranmaktan kastınız ne?

ATLIOĞLU: Suriye ve İran bölgedeki kriz ve çatışma alanlarına destek verdiği silahlı gruplar aracılığıyla katılma konusunda tecrübeli, bu müdahale bir seviyeye kadar etki de yaratıyor. Fakat Türkiye’nin ÖSO deneyiminin nasıl bir başarısızlık olduğu aşikar.

Ayrıca İran gibi ülkeler mezhepçiliği daha ince bir biçimde dış politikada kullanıyor,Türkiye bunu aleni yapınca tepki büyük oluyor.

İranlı bir siyasetçinin ağzından doğrudan bir mezhebi gruba yönelik açıklama duyamazsınız ama Türk siyasi elitler bu hassasiyeti dikkate almıyor, belki de siyasi kültür, bölgeyi bilmemek gibi nedenleri vardır bunun.

VOA: Belki Rusya üzerinden yavaş yavaş giriş yapılabilir, ilişkileri onarmaya girişebilir. ‘Kısa vadede mucize beklememek gerek’ diyebilir miyiz?

ATLIOĞLU: Tabii ki Rusya ve İran üzerinden onarılabilir… Siyasi bölünmüşlüğe girmeden taraf olmadan Lübnan’ın temel sorunları konusunda yardımcı olunabilir. Ticari ilişkilere, turizme filan odaklanmak lazım, Lübnanlılar için Türkiye’nin hala cazip gelen yönleri var.

‘Türkiye, Lübnan’daki yeni siyasi yapıda kendine pozisyon belirlemek istiyor’

Sputnik / 02.12.2016

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları merkezinden Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Lübnan ziyaretini Sputnik’e yorumladı. Atlıoğlu, “Türkiye de yeni devlet başkanıyla ve tabii ki yeni siyasi yapıyla uyumlu bir duruma gelmek, kendine bir pozisyon belirlemek istiyor” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Lübnan’a bir çalışma ziyareti gerçekleştirdi ve Türkiye’den Lübnan’a Dışişleri Bakanı düzeyinde beş yıl aradan sonra ilk kez bir ziyaret yapılmış oldu. Çavuşoğlu, uzun süren krizin ardından yeni seçilen Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Meclis Başkanı Nabih Berri, geçici Başbakan Tammam Salam, atanmış Başbakan Saad Hariri ve Dışişleri Bakanı Cibran Bassil ile bir araya geldi.

Lübnan üzerine çalışmaları bulunan Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Lübnan ziyaretini Sputnik’e değerlendirdi. Türkiye’yle Lübnan arasındaki ilişkilerin Suriye krizinin büyümesiyle bozulduğunu, Türkiye’nin de Lübnan’a ilgisini kaybettiğini ifade eden Atlıoğlu, “Bu süreç içinde Saad Hariri’nin Ankara’ya yaptığı ziyaretler var, fakat Türkiye’nin Lübnan politikasına doğrudan bir müdahalesi söz konusu olmadı. Bununla ilgili büyükelçilik dışında herhangi bir çalışması olmadı” dedi.

‘LÜBNAN’DA KARTLAR YENİDEN KARILIYOR’

Lübnan’da cumhurbaşkanının uzun süren krizin ardından seçilmesiyle birlikte önemli bir dönüşüm olduğunu vurgulayan Atlıoğlu, “Mişel Avn’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte artık Lübnan’da kartlar yeniden karılıyor. Mişel Avn’ın bulunduğu bir ittifak olmasına rağmen gerek bölgesel, gerekse küresel bütün aktörler Mişel Avn’ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra çeşitli düzeylerde Lübnan’a ziyarette bulundular. Bunların arasında birbiriyle çok çelişen aktörler de var. İlk ziyareti Beşar Esad’ın özel temsilcisi yaptı. İran, Suudi Arabistan, Fransa gibi ülkeler de, doğrudan Lübnan siyasetinde etkisi olan ülkeler, Lübnan’da yeni bir sayfa açılırken pozisyonlarını belirlemeye çalışıyorlar. Türk Dışişleri Bakanı’nın ziyaretini de bu çerçevede değerlendirmek lazım. Türkiye de yeni devlet başkanıyla ve tabii ki yeni siyasi yapıyla uyumlu bir duruma gelmek istiyor, kendine bir pozisyon belirlemek istiyor” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Lübnan Dışişleri Bakanı ile yaptığı basın toplantısında Çavuşoğlu, bir gazetecinin “(Suriye Devlet Başkanı Beşar) Esad’ın Suriye’nin geleceğinde yeri var mıdır?” sorusuna, ‘hiç kimsenin Esed’in (Esad) 600 bin kişinin ölümünden sorumlu olduğundan şüphesi olmadığı’ yanıtını vermiş, Esad’ın ülke bütünlüğünü sağlayacağına inanmadıklarını belirtmişti.

‘LÜBNAN’DA SURİYE’YE YÖNELİK MESAJ VERMEK, TÜRKİYE’Yİ LÜBNAN İÇ SİYASETİNDE TARAF HALİNE GETİRİR’

Lübnan ziyaretinde Suriye’ye yönelik verilen bir mesajın, Türkiye’yi doğrudan Lübnan siyasetindeki parçalanmışlığın tarafı haline getireceğine dikkat çeken Atlıoğlu, “Lübnan ziyaretinde Suriye’ye yönelik bir mesaj vermek, doğrudan Lübnan siyasetindeki parçalanmışlığın bir tarafı haline gelmek manasına geliyor. Tabii bu yanlış bir şey. Lübnan’da zaten Hizbullah’ın Suriye’deki faaliyetleri, Lübnan içerisinde yaşanan siyasi krizler, diğer taraftan Suriye karşıtı grupların faaliyetleri ve El Nusra ve IŞİD’in de özellikle 2014’ten bu yana Lübnan içindeki faaliyetlerini düşünürsek Suriye konusuna girmek oldukça sıkıntılı bir sürece sokar Türkiye’yi Lübnan içinde. Çünkü bu söylemi seven de çok ciddi bir şekilde eleştirecekler de var Lübnan’da. O yüzden Lübnan siyasetini Suriye konusunu karıştırmadan sürdürmek lazım. Lübnan’ın içindeki o parçalanmışlığa da çok girmemek lazım. Çünkü taraf olarak girdiğiniz zaman sıkıntılı sonuçlar doğurabiliyor Türkiye’nin bölgedeki etkinliği bakımından” diye konuştu.

‘TÜRKİYE AÇISINDAN EN DOĞRU OLANI, LÜBNAN’IN İSTİKRARINA VURGU YAPILMASI’

Türkiye’nin, Arap Baharı’nın başladığı ilk dönemlerden itibaren hem Suriye politikasına hem Lübnan’daki gelişmelere biraz taraf olarak girmeye çalıştığını anımsatan Atlıoğlu, “Daha önceden bunu yapmadığımız dönemler Lübnan’da farklı gruplar arasında bir denge unsuru olabiliyordu Türkiye. Lübnan aslında Türkiye için aslında biraz uzak bir bölge. Yakınmış gibi görünmesine rağmen aslında Türkiye, Lübnan siyasetine 2000’li yıllarda aktif olarak dâhil oldu. Bundan dolayı çok da deneyimli değil. Bu kadar karmaşık bir ülkede özellikle mezhepçi veya ülke içindeki kutuplaşmalar çerçevesinde açıklamalar yaptığınız zaman o ülkede etkili olmanız çok mümkün görünmüyor. Türkiye açısından da en doğru olanı, öncelikli olarak tekrar yapılanma sürecinde Lübnan’ın istikrarına vurgu yapılması ve daha çok ekonomik ilişkiler bağlamında bu ziyaretin değerlendirilmesi daha iyi olurdu. Suriye’ye girdiğiniz zaman sıkıntılı sonuçlar doğurabilir Lübnan iç siyasetinde Türkiye’ye gelen tepkiler açısından” dedi.

‘CUMA NAMAZI FOTOĞRAFI MESAJ OLARAK ALGILANDI’

Çavuşoğlu’nun Lübnan Başbakanı ile birlikte Cuma namazına gittiğini, buna dair fotoğrafların da Lübnan’da yankı bulduğunu kaydeden Atlıoğlu, “Ziyaretin Cuma’ya denk gelmesi tesadüf ama yine de mesaj vermekten biraz kaçınmak lazım. Fotoğraflar birçok yerde paylaşıldı. Biraz sanki mesaj verecek şekilde yapılmış. Bunlara dikkat etmek lazım” ifadelerini kullandı.

“Bu fotoğraf Lübnan’daki bir mezhebe destek şeklinde mi algılanır?” soruna ise Atlıoğlu, şu yanıtı verdi:

“Algılanabilir. Öyle bir şey yapmak istemeseniz bile algılanabilir. Lübnan’da hassasiyetler çok fazla. Lübnan’ın nüfusuna baktığınızda 18 tane ayrı mezhep var. Mezhepler üzerinden mesaj vermeye kalktığınızda diğerleri buna itiraz edebilir veya karşı çıkabilir, en azından sempatik görünmeyebilir. Türkiye’nin aslında bu 18 mezhebe verebileceği farklı farklı mesajlar var. Bunları daha ılımlı bir dille, iç işlere fazla karışmadan vermek daha iyi olur diye düşünüyorum.”

PYD neden Fırat’ın batısından çekilmiyor?

Ajans Haber/29.08.2016

Türkiye, Cerablus operasyonu kapsamında PYD’ye Fırat’ın batısına çekilmesi yönünde çağrı yaptı. Yapılan bu çağrı ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından da desteklendi. Fırat Kalkanı operasyonuna ilişkin PYD Başkanı Salim Müslim ise Türkiye’nin Suriye bataklığında çok şey kaybedeceğini söyledi.

DAEŞ’in Cerablus operasyonu sonrasında geri çekilmesini fırsat bilen PYD’nin silahlı kolu YPG,  Sacu Nehri’nin kuzeyine tekrar geçerek dün Münbiç’in kuzeyindeki Amerinah, Mağara ve Balaban köyleri ile Şamaklı ve Çakmaklı tepelerini ele geçirdi. YPG bugün de aynı yönde Cerablus’un güneyine doğru ilerleyerek Cub el-Kusa, Debisah ve Ayn Beyda köyleri üzerinden Fırat Nehri kıyısındaki Amarina köyüne ulaştı.

Peki, PYD’nin neyin peşinde? Türkiye ve ABD’nin çağrılarını cevap verecek mi? Bölgedeki çatışmanın PYD’ye yaradığını ifade eden Ortadoğu uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, bölgede artan çatışma yoğunluğunun PYD’nin toprak kazanmasına olanak sağladığını söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, PYD’nin ABD ve Türkiye sonrası tutumunu AjansHaber’e değerlendirdi.

‘PYD, IŞİD’İN YOKLUĞUNDAN FAYDALANDI’

Türkiye, Cerablus’a yönelik operasyon sonrasında Münbiç’e hem askeri baskıyı hem de siyasi baskıyı artırarak PYD’nin burayı boşaltmasını istiyor. ABD, PYD’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesi hususunda olumlu tepki verdiği ve PYD’nin bunu kabul ettiğine dair söylemler var. IŞİD’in boşalttığı Münbiç’in kuzeyinde bulunan köyleri PYD hızlı davranarak ele geçirdi. Burada ilk günlerden beri çatışma yaşandığına dair bilgiler gelmeye başladı.

‘ARAPLAR VE TÜRKMENLERİ ÇEKİLME TATKİĞİ OLARAK KULLANABİLİRLER’

PYD, ABD’ye çekiliyoruz dedi ama Münbiç çevresindeki yayılma harekatına devam ediyor. Tam olarak PYD’nin Münbiç’ten çıkıp, çıkmadığını anlamak zor olacak. PYD, ABD’nin de desteklediği Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG)  içinde yer alıyor. Bu gücün büyük çoğunluğu PYD’den oluşmasına rağmen Türkmen ve Arapları da içinde barındırıyor. Arap ve Türkmen grupları Münbiç’i bırakıp, görünürde bir çekilme yapabilirler veya Münbiç çevresindeki köylerde de kalabilirler.

‘TSK’YA SALDIRABİLİRLER’

El-Bab bölgesine, ABD olmadan ilerlemeleri mümkün gözükmüyor. Münbiç’in kuzeyinde olan durum Batı’ya yönelik köyleri almak suretiyle bir alt yapı hazırlığına kalkışabilirler. PYD ve ÖSO arasında bir takım çatışmalar yaşanıyor. İlerleyen günlerde TSK’nın unsurlarına yönelik bir saldırı olabilir ve doğrudan çatışma yaşanabilir. ABD bunu engellemek için her şeyi yapacaktır. Suriye çok kısıtlı bir yer, her an, her şey olabilir.

‘ABD, PYD’YE DSG ÜZERİNDEN YARDIM ETTİ’

Rusya’nın harekatının ardından DSG yapısı şekillendi. İlk başta bu yapı fazla ciddiye alınmadı. ABD, sahada bu isime, daha çok PYD’yi kullanarak destek verdi.

‘CERABLUS OPERASYONU DÜNYA ALGISINI KIRDI’

Cerablus’da psikolojik bir unsurda kırıldı. Dünyada PYD’nin Kobani’ye yapılan saldırıdan beri IŞİD’le savaştığı düşüncesi var. Dünya kamuoyunda meşru bir yapı kazandı. Türkiye, ilk kez Cerablus’ta aktif olarak IŞİD’le savaştığını ve bir bölgenin kurtarıldığını dünyaya gösterdi. Eğer Türkiye bölgeye girmeseydi, PYD’nin Cerablus’u alması kolay olacaktı.

‘SURİYE’DEKİ ÇATIŞMA ORTAMI PYD’YE NEFES ALDIRIYOR’

PYD veya destek olan kitleye baktığımızda Suriye’nin iç savaşının başlandığı andan beri buradaki çatışmada kendilerine rahatlık sağlayacak yol buldu. IŞİD gibi kendilerini meşrulaştırıcı bir yapı bulunduğu için PYD, topraklarını genişletmenin peşine düştü. Dünya kamuoyundan alınan destek Kürt milliyetçiliğini de artırıyor. Cerablus operasyonu, bağımsız devlet kurma psikolojinin önüne geçti. PYD, ABD’den alınan destekle sürekli topraklarını genişletmeye çalışan bir güç haline geldi.

‘ÇATIŞMA ORTAMININ ORTADAN KALKMASINI İSTEMİYORLAR’

Cerablus operasyonuna tek karşı çıkan Kürtlerdir. Bölgede çatışma ortamının ortadan kalkacağına dair belirtiler Kürtleri rahatsız ediyor.  ABD’de bir Kürt devletinin varlığından rahatsız olamayacağı gözüküyor.

Experte: Ankara muss seinen Syrien-Einsatz mit Damaskus koordinieren

Sputnik Deutschland/26.08.2016

Die Türkei muss im Rahmen ihrer Aktivitäten an der syrisch-türkischen Grenze diplomatische Kanäle nutzen und keine einseitigen Schritte unternehmen, sagte der Politologe und Experte des Zentrums für Nahost- und Afrika-Studien des Instituts „Türkei 21. Jahrhundert“, Yasin Atlioglu, gegenüber Sputnik Türkiye.

„Die Umsetzung der Hauptaufgaben der Türkei in der Region, und zwar die Gewährleistung der Sicherheit in der Grenzzone, die Befreiung von Al-Baba und die Verhinderung eines Vorrückens der kurdischen Kräfte westlich des Euphrat – ist nur möglich, wenn die Türkei militärisch deutlich präsent ist“, so Atlioglu.

Hierbei müsse die Türkei selbstverständlich nur in Koordination mit der syrischen Regierung, Russland und den USA, mit Rücksicht auf die territoriale Integrität Syriens und im vollen Bewusstsein dessen handeln, dass die Militäroperation in Syrien eine vorübergehende Situation sei, so der Politologe.

Die wichtigste Bedingung für Ankara ist laut Atlioglu das Zusammenwirken mit den Nachbarländern, Russland, den USA, dem Iran und vor allem mit Damaskus. Sollte die Türkei ihre bisherige Strategie verfolgen und im Alleingang vorgehen, werde sich die Situation in den angrenzenden Territorien schon in drei bis fünf Monaten zum früheren Kräfteverhältnis umkehren.

Der Experte ist überzeugt, dass Ankara mit allen Akteuren im Kampf gegen den Terrorismus und beim Schutz der territorialen Integrität Syrien zusammenwirken muss.

Ankara compte créer une zone tampon sur les territoires frontaliers?

Sputnik France/26.08.2016

L’opération militaire turque contre le groupe terroriste l’Etat islamique n’a été lancée que le 24 août dernier, mais elle fait déjà l’objet de vives discussions. Que devrait faire l’armée sur le sol syrien?

Dans ses activités militaires à la frontière syrienne, la Turquie devrait éviter les actions unilatérales et chercher à coopérer avec les autres pays via les milieux diplomatiques, estime Yasin Atlioglu, politologue et expert du Centre d’études du Proche-Orient et de l’Afrique à l’Institut Turquie XXIe siècle, dans une interview accordée à Sputnik.

La Turquie pourrait réaliser ses projets, notamment garantir la sécurité dans la zone frontalière, la libération d’al-Bab et bloquer les avancées des forces kurdes à l’ouest de l’Euphrate, seulement si ses militaires étaient présents en grand nombre dans la région, indique l’expert.

“La condition essentielle pour Ankara doit être l’interaction avec les pays voisins, la Russie, les Etats-Unis, l’Iran et, en premier lieu, avec Damas. Si ce n’est pas la réalité, si la Turquie veut suivre son ancienne stratégie et agir toute seule, la situation sur les territoires frontaliers pourra revenir à l’ancien équilibre des forces dans trois à cinq mois”, explique le politologue.

Selon l’expert, si Ankara forme une zone tampon dans la région sans large appui international, il est peu probable qu’il réussisse à garder la ville de Jarablos sous contrôle. La situation est rendue extrêmement compliquée.

“Il est important de savoir comment la Turquie va agir plus loin. La zone tampon, sera-t-elle créée? Si oui, les militaires turcs, resteront-ils dans cette zone?” se demande le politologue. Il indique que les avancées possibles de la Turquie dans plusieurs directions régionales sont capables de provoquer le mécontentement des grands acteurs internationaux.

Depuis déjà longtemps, la Turquie appelle à organiser une zone tampon en Syrie pour y installer des réfugiés, indique l’expert. Dans le même temps, il souligne qu’actuellement, la création d’une telle zone tampon est impossible en principe sans l’accord de la Russie.

Turkey ‘Has to Coordinate’ Its Military Operation With Moscow and Damascus

Sputnik International/27.08.2016

If Turkish leadership wants to make its military operation in northern Syria legitimate, it will have to coordinate these activities with major stakeholders involved in resolving the Syrian conflict, including Damascus, Moscow, Washington and Tehran, political analyst Yasin Atlioglu told Sputnik.

Ankara launched Operation Euphrates Shield early on Wednesday, sending warplanes, tanks and special forces assisted by the Free Syrian Army (FSA) across the border to retake the town of Jarablus from Daesh. The offensive is also meant to stop the Kurds from moving further west. Atlioglu outlined three major goals that Turkey is pursing in the region. These involve providing security in the border region, liberating the town of al-Bab and preventing Kurdish forces from advancing to the west of the Euphrates.

If Turkey decides to pursue its former strategy and act alone, the former balance of power will be restored in the border territories in three to five months, the analyst added. The 100-kilometer-long stretch of border has largely been controlled by Daesh, al-Nusra Front and other terrorist groups who used the area to funnel weapons, supplies and recruits to the Syrian battlefield.

The Kurdish forces have been instrumental in pushing the militants out of key border towns, fueling concerns in Turkey that the Kurds will create an autonomous region in the area. This could well further destabilize Turkey that has been embroiled in a decades-long standoff with the Kurdistan Workers’ Party (PKK).

Ankara’s military incursion in northern Syria will not necessarily make things better.

If Turkey establishes a so-called buffer zone leaving Free Syrian Army in charge, “it is highly unlikely that they will manage to keep Jarablus under control,” Atlioglu noted. “These militias lack discipline, a clear-cut military strategy and common command structures.”

This is not the only concern that Turkey must address with regard to its operation.

If Ankara decides to advance on Manbij without US consent, Washington will not be happy. The US-backed Syrian Democratic Forces (SDF), mostly made up of Kurdish fighters, recently pushed Daesh out of the strategically important town. The SDF later announced that they will launch an operation to free al-Bab next.

This is where Turkey’s interests clash with those of the Kurds. As a result, earlier this week, the Turkish military shelled Kurdish forces in Manbij.

In addition, “if Ankara chooses to carry out an operation in al-Bab, it will face opposition from Russia and Syria,” the analyst observed. Furthermore, Turkey will not be able to establish a buffer zone “without Russia’s consent.”

‘Türkiye’nin bölge ülkeleri ve Suriye hükümetiyle işbirliği şart’

Sputnik/26.08.2016

Türkiye’nin, Suriye’nin Cerablus bölgesinin IŞİD’den kurtarılması için başlattığı operasyon sürerken, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarının bölgeyi tek başına elinde tutmasının zor olduğu ifade ediliyor.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları merkezinden Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Türkiye’nin çekilmesi durumunda mevcut ÖSO unsurlarının Cerablus’u ellerinde tutmalarının mümkün olmadığını, bu grupların disiplinden yoksun, tek bir komuta zinciri içinde olmayan gruplar olduğunu vurgularken Cerablus’ta güvenliğin geçici süreli askeri unsurlarla sağlanabileceğini ifade etti.

Cerablus operasyonunu Sputnik’e yorumlayan Atlıoğlu, “Burada güvenliğin sağlanması, El Bab’ın kurtarılması ve Kürtlerin Fırat’ın batısına geçmesinin engellenmesinin tek yolu Türkiye’nin buraya ciddi bir askeri varlık koyması yoluyla olur. Tabii bu da Suriye hükümeti ile işbirliği halinde, Rusya, ABD ve İran’la konuşarak ve en önemlisi de Suriye’nin toprak bütünlüğünü dikkate aldıklarını ve bu durumun geçici bir durum olduğunun, işgal gibi bir durumun olmadığının vurgulanması gerekiyor” dedi.

Türkiye’nin tek taraflı hareket etmemesinin ve diplomasi kanallarını kullanmasının önemli olduğunu vurgulayan Atlıoğlu, “Bölge ülkeleriyle, Rusya’yla, ABD’yle, İran’la ve özellikle Suriye hükümetiyle işbirliği kesinlikle şart. Bunlar olmadığı takdirde Türkiye’nin daha önceki politikalarındaki gibi tek taraflı bir harekete geçme durumu söz konusu olursa o zaman yine belki bundan üç-beş ay önceki duruma geri döneceğiz. Türkiye bu duruma dönmemeli, bölgesel işbirliğine dayalı bir politika izlemeli, diplomasiyi göz ardı etmemeli” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN BUNDAN SONRA YAPACAĞI HAMLE ÖNEMLİ’

Atlıoğlu, Cerablus operasyonunun askeri bir başarıdan çok diplomatik ve istihbarat başarısı olarak görülmesi gerektiğini ifade ederek şöyle devam etti: “Türkiye’nin bundan sonra yapacağı hamle oldukça önemli. Bir tampon bölge mi kurulacak, tampon bölge kurulması durumunda Türk askeri orada kalacak mı? Yoksa çekilip sadece ÖSO unsurları mı kalacak? Fakat ÖSO dediğimiz yapı bildiğimiz gibi iki yıl önce dağıldı, birçok farklı gruptan oluşan ama çatı ismi olarak ÖSO ismini kullanan gruplar. Sayı olarak oldukça azlar, basından öğrendiğimiz kadarıyla bin 500 civarında silahlı militan grubundan bahsediyoruz. Türkiye tampon bölge oluşturup buradan geri çekilirse bu grupların Cerablus’u ellerinde tutmaları çok mümkün görünmüyor. Çünkü bu gruplar disiplinden yoksun, tek bir komuta zinciri içinde değiller.”

Şu anda IŞİD’in elinde bulunan ve Menbiç’in batısında yer alan Bab bölgesinin, Menbiç ve Cerablus’tan daha fazla önem taşıdığını söyleyen Atlıoğlu, “Buraya yapılacak bir operasyonun oldukça zor olacağı kesin, IŞİD’in kaçabileceği bir alan da yok. Bab ele geçirilirse IŞİD’in varlığı Rakka ve civarında kalacak ve Rakka operasyonu için zemin yaratılmış olacak. Burada anahtar soru; Bab’ı kim ele geçirecek? Cerablus operasyonu PYD’nin batıya doğru ilerleyişini durdurdu gibi görünüyor. Eğer dedikleri gibi PYD Fırat’ın doğusuna çekilirse Bab’a yönelmeleri kolay olmayabilir” dedi.

‘TÜRKİYE, İDLİB KONUSUNDA PAZARLIĞA GİRİŞEBİLİR’

Türkiye’nin Cerablus’ta kuracağı konuşulan tampon bölgenin, Bab bölgesini kapsaması durumunda Türkiye açısından sıkıntı kaynağı olabileceğini söyleyen Atlıoğlu, şöyle devam etti:

“Cerablus’ta kurulacak bir tampon bölgenin, PYD’nin Bab’a ilerleyişini durdurması pek mümkün görünmüyor. Savaşın diğer tarafında Halep bölgesi var. Şu anda Suriye ordusunun da şu anda Bab üzerine yürümesi mümkün görünmüyor, çünkü Halep’te yoğun bir savaş var. Benim fikrim, eğer Rusya, İran, Suriye ve ABD’nin de içinde bulunduğu bu diplomatik yumuşama süreci veya Türkiye’nin diplomatik dille oradaki varlığını meşrulaştırması mümkün olabilirse, bu süreç içerisinde kimseyi gücendirmeden onları da ikna edebilirse Türkiye’nin oraya bir askeri güç yerleştirmesinin uygun bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Cerablus bölgesi ÖSO unsurlarına bırakıldığı takdirde bir süre sonra IŞİD veya PYD ya da başka bir grubun gelip orayı alması ihtimali çok yüksek görünüyor. Türkiye’nin 15 Temmuz’da yaşadığı darbe girişiminden sonra böyle bir operasyon yapma kapasitesinin olup olmadığı, Türkiye’deki sivil bürokrasinin takdirinde. Ama şöyle bir şey olabilir; şu ana kadar Cerablus operasyonu konusunda Rusya ve İran’dan çok ciddi tepkiler gelmedi. Burada Türk askeri unsurlarının kalması ya da Bab’a doğru yönelmesi durumunda Türkiye’nin belki başka bir yerden taviz vererek buradaki varlığını yayması ya da genişletmesi olabilir. Bu da muhtemelen İdlib bölgesi ve Halep’in batı bölgesinde özellikle Nusra Cephesi’nin yoğun olduğu bölgelerde eğer Türkiye ‘bu bölgeleri Suriye ordusu ve Rusya’ya bırakıyorum, bu bölgelere lojistik destek vermeyeceğim’ gibi bir diplomatik pazarlığa girişebilir, buna karşılık olarak da belki Cerablus’tan Bab’a doğru bir askeri ilerleme olabilir. Tabii bunun için biraz beklemek gerekiyor.”

‘ABD, TÜRKİYE VE PYD’NİN ÇATIŞMASINI ENGELLER’

PYD güçlerinin Menbiç’ten çekilmeye başladığı haberlerini de yorumlayan Atlıoğlu “ÖSO’ya bağlı unsurların Menbiç’e doğru hareket ettiğine dair haberler geliyor, bunların ne kadar doğru olduğunu teyit edemiyoruz tabii. Türkiye’nin doğrudan Menbiç’e yönelik bir harekât yapacağını zannetmiyorum. O da ABD’nin kırmızı çizgisi; Menbiç’e doğrudan bir saldırı veya bir temas olduğu takdirde ABD’nin sahada işine yarayan en güçlü müttefiki PYD, PYD ve Türkiye’nin çatışmasını göze alacağını zannetmiyorum, bir şekilde engellenir” dedi.

‘PYD’NİN MENBİÇ’TEN ÇIKIP ÇIKMADIĞINI ANLAMAK ZOR OLACAK’

PYD unsurlarının Menbiç’ten tamemen çekilmesi durumunda şehri kimin koruyacağı meselesinin gündeme geleceğine dikkat çeken Atlıoğlu, “Menbiç’te 70-80 bin kişi yaşıyor, IŞİD’in ani bir saldırısında bu kenti kim koruyacak? IŞİD’in, Fırat nehrinin alt tarafında askeri varlığından söz ediyor, orada Tabka hava üssünü elinde tutuyor. O taraftan gelme ihtimali olabilir. Veya Bab üzerinden bir saldırı olabilir, böyle bir saldırıda kenti kim koruyacak, bu biraz karışık bir mevzu. O yüzden PYD’nin çıkıp çıkmadığını anlamak da zor olacak. ABD ya da PYD ‘Biz çıktık’ dese bile Menbiç’te PYD varlığının sona erdiğini kanıtlamak çok zor olabilir. Çünkü Menbiç ve çevresinde birçok köy var, oralara da çekilme durumu olabilir. Belki kısa bir süre sonra tekrar kenti kontrol altına alabilirler” diye konuştu.

Türkiye’nin önümüzdeki günlerde bu operasyonda nasıl hareket edeceğinin önemli olduğunu vurgulayan Atlıoğlu, “Bu askeri gücü, TSK’ya ait unsurları, tankları geri mi çekecek kısa bir süre sonra, yoksa kalıcı mı olacak? Çünkü şu ana kadar ciddi bir çatışmayla da karşılaşmadı, operasyon çok temiz bir şekilde neredeyse hiç kayıp verilmeden yapıldı. Fakat Suriye’deki çok karmaşık bir çatışma, herkes herkese saldırabilir, herkesin elinde her türlü silah var. TSK unsurlarına yönelik bir saldırı söz konusu olduğunda Türkiye nasıl tepki verecek, bunlar önemli. O yüzden biraz beklemek gerekiyor. Önümüzdeki üç beş gün içinde Türkiye’nin ne yapmak istediği şekillenecek” dedi.

‘TÜRKİYE, SURİYE’DEKİ BÜTÜN AKTÖRLERLE İŞBİRLİĞİ YAPMALI’

Türkiye’nin tek başına Menbiç’e karşı bir operasyona girişmesi durumunda ABD’den tepki alacağını, tek başına Bab’a yönelik bir operasyona yönelmesi durumunda da Rusya’dan ve Suriye’den tepki alacağını söyleyen Atlıoğlu, “O yüzden buradaki askeri hareketliliğini meşrulaştırabilmek için terörizmle mücadele ve Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerinden bütün aktörlerle işbirliği halinde gitmesi gerekiyor. Salt askeri güç üzerinden düşünmemek lazım, Rusya, ABD, İran ve Suriye üzerinden ciddi diplomasi trafiği gerekiyor ki bu diplomasi yoluyla belki askeri varlığını orada sürdürebilir veya kendine yönelik eleştirileri sınırlandırabilir” diye konuştu.

Suriye’deki diğer aktörlerin de Cerablus operasyonundan çok şikâyetçi olmadıklarını düşünen Atlıoğlu, “Dün Suriye bir kınama açıklama yaptı. Bu klasik, devletlerin kendi egemenlik sınırlarına yönelik bir eylemde yapacakları bir açıklama. Ben dün Suriye devlet medyasını seyrettim, yapılan açık oturumlarda Türkiye’ye yönelik daha sert bir söylem vardı. Fakat buna rağmen aslında geçen hafta Haseke’deki durum da göz önüne alındığında Esad’ın, Kürtlerin bağımsızlık ya da federal yapı söyleminden rahatsız olduğu görünüyor. İran’ın da benzer bir rahatsızlığı da söz konusu. Rusya biraz daha pragmatik davranıyor ama yine Suriye merkezi hükümetiyle birlikte hareket ettiğini düşünürsek çok fazla tepki göstermez, Türkiye’yle yakınlaşma sürecinin bozulmasını pek istemez. O yüzden Kürtlerin Fırat’ın batısına geçmesi meselesinde bu aktörlerin hepsinin, ABD de dâhil, birlikte hareket etme ihtimalleri yüksek gibi görünüyor” dedi.

Türkiye’nin uzun süredir Suriye’de tampon bölge kurulmasını savunduğunu, ancak bu konuda tek taraflı bir adım atacağını düşünmediğini belirten Atlıoğlu, “Şu anda medyada tampon bölge, burada mültecilerin barındırılması gibi konular çok tartışılıyor. Burada bir tampon bölgenin güvenliğinin sağlanması, orada mültecilerin barındırılması çok kolay bir iş değil. Özellikle ÖSO unsurlarıyla bunu yapmak çok zor” dedi.

‘ÖSO İÇİNDE CİDDİ SIKINTILI GRUPLAR VAR’

ÖSO unsurlarını içinde ciddi ‘sıkıntılı’ grupların bulunduğunu, ÖSO içinde yer alan Nurettin Zengi grubunun, 15 gün önce Halep’te bir Filistinli çocuğun kafasını kestiğini anımsatan Atlıoğlu, “Böyle radikal gruplar da işin içinde var, bunlara çok dikkat etmek gerekiyor. ÖSO unsurları içinde mümkün olduğunca cihatçılara yakın olmayan unsurlardan belki yeniden yapılandırma yapılabilir ama bu da çok kolay bir şey değil” dedi.

‘TÜRKİYE, SURİYE HÜKÜMETİYLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDE OLMALI’

Suriye’de Rusya’nın onayını almadan bir tampon bölge kurulmasının mümkün olmadığını dile getiren Atlıoğlu, şöyle devam etti:

“Bunu yapacaksanız hem Rusya ile hem de ABD ile kesin bir şekilde uzlaşmanız gerekiyor; aynı zamanda da askeri kapasitenizin yeterli olması gerekir. TSK’nın kapasitesi bunu yapmaya yetebilir ama bu muhaliflerin kısa bir süre içinde burada bir tampon bölge kurmaları, burayı saldırılara karşı korumaları mümkün değil. ÖSO dediğimiz yapı ve grupların belli bir koordinasyondan yoksun, disipline olarak oldukça kötüler. Tek bir komuta zinciri altında değiller. Türkiye buradan çekildiği anda birbirlerine düşebilirler. İç savaş içinde çıkar çatışmaları kendi aralarında körüklenebilir ki geçmiş 5 yıl içinde bunu çok gördük. Çünkü iç savaşta sadece siyasi problemler de yok, kendinize bir kontrol alanı oluşturduğunuzda oradaki iktisadi sistemden de besleniyorsunuz, haraç alıyorsunuz, vergi alıyorsunuz, yurtdışından gelen silahların paylaşımı, bunların ticareti gibi konular işin içine giriyor. ÖSO gruplarının hepsi bu şekilde hareket edebilir. Disiplinli bir orduya benzemiyorlar. Bunları kullanarak burada ne tampon bölge korunabilir, ne Cerablus korunabilir, ne de Bab’a yönelik bir saldırı düzenlenmesi söz konusu olabilir. Burada güvenliğin sağlanması, Bab’ın kurtarılması ve Kürtlerin Fırat’ın batısına geçmesinin engellenmesinin tek yolu Türkiye’nin buraya ciddi bir askeri varlık koyması yoluyla olur. Tabii bu da Suriye hükümeti ile işbirliği halinde, Rusya, ABD ve İran’la konuşarak ve en önemlisi de Suriye’nin toprak bütünlüğünü dikkate aldıklarını ve bu durumun geçici bir durum olduğunun, işgal gibi bir durumun olmadığının vurgulanması gerekiyor.”

‘TÜRKİYE BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNE DAYALI POLİTİKA İZLEMELİ’

Cerablus bölgesinde kurulacak tampon bölgenin Rusya’nın da ‘hoşuna gidebileceğini’ ifade eden Atlıoğlu, “Bu tampon bölge Rusya’nın da şu açıdan hoşuna gidebilir; Rusya Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamasını, giriş çıkışları kontrol altına almasını istiyordu, bu yapıldığı takdirde Rusya bunu kabul edebilir. Suriye de Türkiye’nin samimiyetine inanırsa bunu kabul edebilir. Ama Türkiye’nin iç güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tehditlerin çok dikkatli bir şekilde izlenmesi ve engellenmesi gerekiyor. Bunu Türkiye’nin yapabilme kapasitesi var ama çok dikkatli olmak lazım ve bölge ülkeleriyle, Rusya’yla, ABD’yle, İran’la ve özellikle Suriye hükümetiyle işbirliği kesinlikle şart. Bunlar olmadığı takdirde Türkiye’nin daha önceki politikalarındaki gibi tek taraflı bir harekete geçme durumu söz konusu olursa o zaman yine belki bundan üç-beş ay önceki duruma geri döneceğiz. Türkiye bu duruma dönmemeli, bölgesel işbirliğine dayalı bir politika izlemeli, diplomasiyi göz ardı etmemeli” diye konuştu.

‘SİYASİ ÇÖZÜM ARAYIŞLARI TEKRAR BAŞLAYABİLİR’

Atlıoğlu, İdlib ve Halep bölgesinde Nusra Cephesi unsurlarının elindeki bölgelerin, Rusya’nın da desteğiyle Suriye ordusu tarafından kontrol edilmesi durumunda Cerablus ve Bab sınır bölgesinin güvenliğinin ele alınabileceğini kaydederken “Ondan sonra başka bir aşamaya geçilecek. Bunlar yapılabilirse Cenevre görüşmelerinin devamı şeklinde siyasi çözüm bulma arayışları tekrar başlayacaktır. IŞİD’in de gücü sınırlanırsa, Nusra gibi gruplar da temizlenebilirse geriye Suriye hükümeti, Kürtler ve aslında çok da güçlü olmayan ÖSO unsurları kalacak. O zaman masaya oturma şansı olabilir, ya da çatışma başka bir boyuta da taşınabilir” dedi.

‘IŞİD’İN TÜRKİYE’DEKİ HÜCRELERİNE KARŞI MÜCADELE GEREKİYOR’

Suriye’de atılacak her adımın iç politikada da yansımaları olacağını, Türkiye’nin bu konuda da önlemler alması gerektiğini kaydeden Atlıoğlu, “PKK’nın şiddeti arttırması söz konusu olabilir. Yakın zamanda olduğu gibi ülke içinde IŞİD saldırıları olabilir. Bunlara karşı çok tedbirli olmak lazım, özellikle IŞİD’in Türkiye’deki hücrelerine karşı çok ciddi bir mücadele gerekiyor” dedi.

Gözler şimdi El-Bab’da: PYD eğer saldırırsa…

Ajans Haber/25.08.2016

Fırat Kalkanı Harekatı, ilk gününde IŞİD’in Cerablus’tan temizlenmesi ile sonuçlandı. Operasyonun Türkiye için en önemli amacı PYD varlığının ‘Kürt Koridoru’na evrilmesinin önlenmesi olurken, bu harekatın adına da yansıdı.

Türkiye ve koalisyonun Cerablus zaferi ile Fırat’ta olası bir Kürt Koridoru’na kalkan sağlanmış olurken buna karşın PYD’nin olası tutumu merak ediliyor.

PYD, bölgeye saldırı girişiminde bulunur mu, ABD’nin tavrı ne olur,Türkiye ne yapmalı?

Bölgedeki gelişmeleri yukarıdaki sorular ışığında AjansHaber’e değerlendiren Ortadoğu Analisti  Dr. Yasin Atlıoğlu, IŞİD’in Cerablus’tan çekildiği El-Bab’a dikkat çekti. Bu bölgenin önümüzdeki süreci şekillendirebileceğinin altını çizen Atlıoğlu, Cerablus’un ÖSO’ya bırakılmasının büyük bir risk olacağını söyledi.

Dr. Yasin Atlıoğlu, AjansHaber’e şu değerlendirmelerde bulundu:

“İLK AŞAMADA GEREK ASKERİ GEREK DİPLOMATİK ANLAMDA BİR SORUN GÖZÜKMÜYOR”

Operasyonun ilk aşaması bitirildi. Gerek askeri gerek diplomatik olarak bir sorun gözükmüyor. Cerablus’tan da IŞİD militanları ÖSO girmeden önce çekilmişler. El-Bab bölgesine çekildikleri söyleniyor. Buraya kadar her şey normal ama bundan sonra ne olacağı çok önemli…

“CERABLUS ÖSO’YA BIRAKILIRSA YENİDEN İŞGAL EDİLEBİLİR”

Türkiye çekilecek mi? Tanklar, zırhlı araçlar geri çekilecek mi yoksa Menbiç ile El-Bab üzerine bir ilerleme mi yapılacak? Yoksa tampon bölge kurmak için mi çalışılacak? Bunları henüz bilmiyoruz ancak her türlü durumda çeşitli riskler içermesi mümkün. Tamamen çekilirse Türkiye, bu sınırda bir tampon bölge oluşturulsa bile burayı Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) çatısı altında oluşan gruplar (Türkmenler, Nurettin Zengi) koruması zor gözüküyor. Sanırım 1500 civarında silahlı güç sokuldu, bu kadar kişi Cerablus veya sınır bölgesini koruyabilir mi, bu zor gözüküyor.

“AMERİKA’NIN AÇIKLAMALARINA RAĞMEN PYD’NİN TUTUMUNU SAHADA GÖRMEK GEREKİYOR”

Risk çok yüksek. Menbiç bölgesindeki Kürtlerin Fırat’ın doğusuna çekilip çekilmemesi meselesi Amerika’nın açıklamalarına rağmen sahada görmek lazım. Kısa süre içinde PYD, Menbiç’i boşaltıp Doğu’ya çekilecek mi çekilmeyecek mi görmek lazım. Çekilmeme olasılığı daha yüksek gibi gözüküyor. ABD ile PYD arasında da bir görüşme vardır. Çekilmezlerse bundan sonra ne yapacakları da önemli.

“EL-BAB’IN TÜRKİYE VE  ‘KÜRT KORİDORU’ AÇISINDAN ÖNEMİ”

Burada stratejik bir bölge var; El-Bab. Burası IŞİD’in ciddi anlamda güçlü olduğu, eğitim kamplarının, cephaneliklerin olduğu yer. Muhtemelen El-Bab’a yapılacak bir saldırı çok ciddi çatışmalarla sonuçlanacaktır. Burada eğer Kürtler, Batı’ya doğru giderse Kürt Koridoru’nun yeniden kurulma ihtimali de doğabilir. Türkiye’nin bundan sonra yapacağı hamleler bu anlamdan da önemli.

TÜRKİYE YENİ BİR HAREKAT İÇİN DİPLOMATİK ANLAMDA BAZI TAVİZLER VEREBİLİR”

“Bölgede bırakılan ÖSO ile bölgenin korunması ve El-Bab üzerine gidilmesi mümkün değil. Bunu yapacaksanız, Türkiye’nin yapması gereken askeri kararlılık ve ciddi bir diplomasi ile orada asker bırakmak. El-Bab üzerine de bir askeri harekat yapma imkanı olabilir. Bunu yapmak için de Suriye, İran, ABD, Rusya gibi aktörlerin de yine ikna edilmesi gerekiyor.   Diplomatik alanda elini açık tutabilirse, bu o anlamda pazarlıkların bir sonucu olabilir bunu yaparken de başka bir yerden taviz verilebilir.

Çözümün kapısını ‘ortak tehdit’ araladı

Karar Gazetesi/21.08.2016

Niğde Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ise bir Kürt devletinin kurulması tehlikesinin Türkiye, İran ve merkezi Suriye hükümetini Rusya öncülüğünde bir araya getirdiğini kaydetti. Atlıoğlu, şöyle konuştu: “Rusya’yı bir kenara bırakırsak, İran, Türkiye ve Suriye, üçünün de ortak kaygısı Kürt devletinin oluşması.  Hatta buna Irak’ı da katabiliriz. Irak merkezi hükümeti de belki bu ittifaka bir noktada yardımcı olabilir. Kürt devletinin oluşturabileceği güvenlik tehdidine karşı taraflar, kendi çıkarlarından bazı tavizler vererek bir uzlaşma noktası arıyorlar muhtemelen.”

Suriye’de kartlar yeniden karılıyor

Ajans Haber/21.03.2016

Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin kontrolündeki bölgeler federal sistemin kurulmasını onayladı. Alınan bu kararın bölge için yankıları da büyük olacağa benziyor. IŞİD’le mücadele örtüsü ile hem Amerika’nın hem Rusya’nın sempatisini kazanan Suriyeli Kürtlerin aldığı bu kararın altında yine Rus ve Amerikan desteği olup olmadığı da merak konusu oldu.

Suriye’de atılan her adımın savaşı daha karmaşık bir hale soktuğu bir ortamda verilen Federal sistem kararı zaten arapsaçına dönen durumu kör düğüm edeceğe benziyor çünkü uzmanlar bu kararın Suriye’deki kartların yeniden karılacağı anlamına geldiğini söylüyor.

Suriyeli Kürtlerin aldığı bu kararı AjansHaber’e değerlendiren Niğde Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Yar. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Kürtlerin bu kararının Suriye’de safları değiştirip yeni ittifaklar doğurabileceğini söyledi.

Alınan karara ABD ve Rusya desteğini “Ben Kürtlerin neden bu kadar acele ettiğini anlamadım. Herhalde Amerikalıların ve Rusların bir garantisi söz konusu olmalı. Amerika’nın ve Rusya’nın karşı olduğu bir yapılanmanın bölgede hayat bulması zaten mümkün olmaz. Birileri Kürtlere güvence vermiş gibi gözüküyor” sözleriyle ifade eden Atlıoğlu’nun AjansHaber’e yaptığı değerlendirme şu şekilde:

SURİYE’DE KARTLAR YENİDEN KARILIYOR

Suriye’de son günlerde meydana gelen gelişmeler biraz şaşırtıcı bir boyuta gelmeye başladı. Kürtlerin bu kadar erken federasyon ilan edecekleri beklenen bir gelişme değildi. Tabi bir de Rusların askerlerini geri çekme açıklamasından sonra gelmesi oldukça ilginç oldu. Bundan sonraki dönemde Suriye konusunda kartlar yeniden karılıyor gibi görünüyor. Atılan bu adımlar saflar da değişebilir ve hiç umulmadık ittifaklar da ortaya çıkabilir.

RUSYA’NIN BÖLGEDEKİ GELECEĞİ MERAK EDİLİYOR

Rusya’nın ne kadar çekileceği ve bu çekilmeden neyi kastettiği de net değil. Rusya kısmi bir çekilme mi yapacak yoksa bir süre sonra sadece üslerini bırakıp topyekûn bir çekilmemi tasarlıyor bu kısım hala belli değil. Rusya’nın verdiği çekilme kararının hemen ardından tartışılan bir konu var. Suriye merkezi yönetimi ile Ruslar arasında bir uzlaşmazlık olup olmadığı merak ediliyor. Dünya kamuoyu Rusya’nın operasyonları bitirmeden neden bu kadar çabuk çekiliyor sorusunun cevabını arıyor.

FEDERASYON KARARINA RUSYA VE AMERİKA HARİÇ HERKES KARŞI ÇIKIYOR

Benim anladığım kadarıyla İran’da Rusların Suriye’deki varlığından pek memnun değil. Belki bazı konularda beraber hareket ediyor gibi görünseler de İran’ın da bir rahatsızlığı söz konusu. Bu şartlar düşünüldüğünde Suriyeli Kürtlerin attığı bu federasyon adımı safların yeniden şekillenmesine neden olabilir. Bu bölgede bağımsız bir Kürt devletine ya da özerk bir devlete bütün bölge ülkeleri karşı çıkacaktır. Amerika yarım ağız da olsa duruma karşı olduğunu söyledi. Suriye muhalefeti içerisinden de açıklama geldi, onlar da federasyon veya yarı özerk bir yönetim olamaz dediler. Suriye’nin Birleşmiş Milletlerdeki Büyükelçisi Beşir Caferi, o da benzer bir şekilde eğer federasyon ilanı olursa Cenevre görüşmelerini olumsuz etkiler dedi. Türkiye’nin tutumu zaten biliniyor. İran’dan da bir açıklama gelmedi ama onlar da muhtemelen bir rahatsızlık belirtecektir çünkü bu bölgede bir federatif yapı ilan edilmesi ve fiili olarak burada ortaya çıkması Türkiye’yi de İran’ı da Suriye Merkezi Yönetimini de rahatsız edecek, Suriye muhalefetini de rahatsız edecek… Geriye etki aktörlerden Amerika ve Rusya kalıyor.

BU TABLOYU GÖRÜNCE AKLIMA MAHABAT KÜRT DEVLETİ GELİYOR

Bu tabloyu görünce benim aklıma İkinci Dünya savaşında yaşanan bir durum geldi. İngilizlerin İran’ı işgalinden dolayı kurulan bir Mahabad Kürt Cumhuriyeti var. Bu ülkenin sınırlarına bakarsanız neredeyse Suriye’deki gibi sınıra dayanmış bir devlet olduğunu görürsünüz. Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin ömrü de zaten bir yıl falan sürdü. İran Şahı tekrar ordusunu toparlayıp bu ülkeyi ortadan kaldırdı. Bugün yaşadığımız hadise de bu devleti hatırlatıyor. Rusya ve Amerika’nın isteği ile kurulabilecek bir devlet görünümü var.

DÜNYA, SURİYE’DE YENİ İTTİFAKLARA VE YENİ ÇATIŞMALARA HAZIR OLMALI!

Ben Kürtlerin neden bu kadar acele ettiğini anlamadım. Herhalde Amerikalıların ve Rusların bir garantisi söz konusu olmalı. Amerika’nın ve Rusya’nın karşı olduğu bir yapılanmanın bölgede hayat bulması zaten mümkün olmaz. Birileri Kürtlere güvence vermiş gibi gözüküyor. Tekrar değinilmesi gereken bir durum var ki; böylesi bir adım bölgedeki bütün dengeleri alt üst eder, yeni ittifaklar doğurur yeni çatışmaları ortaya çıkar. Suriye içerisinde beklenmedik ittifaklara ve çatışmalara hazırlıklı olmak lazım.

“Olası PYD devletine karşı Türkiye-İran ittifakı ortaya çıkabilir”

Ajans Haber/12.02.2016

Rusya ile ABD’nin PYD ortaklığı iddialarını AjansHaber’e değerlendiren Ortadoğu Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, “Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi çok önemli bir kırılma noktası oldu. PYD de işin içine girdi. ABD’nin PYD konusundaki tavrına baktığımız zaman geçen seneden beri çok fazla bir değişim yok. ABD açık açık PYD’ye destek verdiğini gösteriyor. Suriye’de özerk bir Kürt yapının kurulması durumu sadece Türkiye’yi etkilemeyecek, İran’ı da etkileyecektir. İran da içinde ciddi bir Kürt nüfusu barındıran bir ülke, İran’ın da buna çok sıcak bakacağını zannetmiyorum. İlerleyen süreçte Türkiye ile İran arasında bir ortaklık gelişebilir.” dedi.

“ABD, PYD’YE GEÇEN SENEDEN BERİ DESTEK VERİYOR”

Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi çok önemli bir kırılma noktası oldu. Rusya’nın müdahalesiyle rejim güçleri birçok alanda ilerlemeler sağladı. Rus uçağının düşürülmesinden sonra özellikle ocak ayında farklı bölgeler ilerlemelerini sağladı. PYD de işin içine girdi. ABD, PYD’ye geçen seneden beri destek veriyor.

PYD öncülüğündeki bu silahlı örgütlere ABD karadan destek sağlayan güç konumunda.  Savaşın durumu oldukça karmaşık, Türkiye ile Rusya arasındaki krizden sonra Rusya da açıkça PYD’ye destek veriyor. Moskova’da PYD ofisi açıldı. Rusya aynı zamanda PYD’nin ilerlemesinde havadan destek veriyor. Halep’in üzerindeki koridor da bayağı daraldı.

“TÜRKİYE, PYD KONUSUNDA YALNIZ BIRAKILDI”

Türkiye’nin tedirginliği PYD’nin Fırat’ın batısına geçtikten sonra Cerablus üzerinden Afrin’e kadar bağlantı sağlama ihtimalidir. Son günlerdeki gelişmelere baktığımızda Türkiye PYD konusunda yalnız bırakılmış gibi gözüküyor. ABD ile Türkiye’nin PYD konusunda anlaşamadıkları açık. Türkiye tarafından gelen sert açıklamalara karşı ABD de desteğe devam edeceklerini beyan ediyorlar.

“TÜRKİYE’NİN KARA HAREKÂTI YAPMASI DÜŞÜK İHTİMAL”

Türkiye’nin Suudi Arabistan ile askeri bir müdahale yapacağı iddiaları çok konuşuluyor. Türkiye’nin askeri müdahalesi kısa vadede zor gözüküyor. Rusların, Türkiye’ye bir operasyon yapacağına ilişkin açıklamalar vardı. Türkiye’nin Cerablus sınırında mayın temizliği yaptığı biliniyor fakat bu bir askeri harekâtın işareti midir veya ABD olur demeden Türkiye böyle bir harekâta girişir mi? Bir taraftan PKK terör örgütünün faaliyetleriyle mücadele ediliyor. Hem içeride PKK ile mücadele devam ederken hem dışarıda bir askeri müdahale gerçekleşir mi? Ben bu ihtimalin çok düşük olduğunu düşünüyorum.

“CENEVRE’DEN ANLAŞMA ÇIKABİLİR”

Cenevre’de de bir takım istekler var. Muhaliflerin ateşkes talebi vardı ve Ruslar bu konuda olumlu bazı bilgiler vermişler. 1 Mart’ta ateşkes yapıldıktan sonra görüşmelerin devam etmesi konusunda bir anlaşma olabilir.

“ABD, TÜRKİYE’Yİ YOK SAYAMAZ”

ABD’nin Türkiye’yi bölgede yok sayması mümkün gözükmüyor. Türkiye NATO üyesi bir ülke aynı zamanda bölgede güvenebileceği ülkelerin başında geliyor, ABD açısından stratejik önemi oldukça yüksek. PYD konusundaki tavrına baktığımız zaman geçen seneden beri çok fazla bir değişim yok. ABD açık açık PYD’ye destek verdiğini gösteriyor.  ABD olaya ‘IŞİD’le mücadele eden herkes meşrudur’ şeklinde yaklaşıyor. Uluslararası kamuoyunda da aynı yaklaşım var.

Suriye ordusu ya da PYD, Halep’in kuzeyini tamamen kontrol altına alırsa muhaliflerin büyük bir kısmının tasfiye olması söz konusu olabilir. O zaman geriye PYD, IŞİD, Suriye ordusu ve Ruslar kalıyor. Bu noktadan sonra Suriye ile Kürtler arasında neler olabilir? Özerklik, özyönetim gibi ifadeler konuşuluyor ama Suriye yönetiminin bir özerklik verebileceğini zannetmiyorum. Bunun farklı yansımaları söz konusu olabilir. Suriye’de Esad kalırsa, Kürtlere özerklik verirse, diğer bölgelerden de özerklik isteyenler olacaktır.

“TÜRKİYE İLE İRAN ARASINDA ORTAKLIK OLABİLİR”

Suriye’de İran faktörünü de unutmamak lazım.  Burada özerk bir Kürt yapının kurulması durumunda sadece Türkiye’yi etkilemeyecek, İran’ı da etkileyecektir. İran da içinde ciddi bir Kürt nüfusu barındıran bir ülke, İran’ın buna çok sıcak bakacağını zannetmiyorum. İlerleyen süreçte Türkiye ile İran arasında bir ortaklık gelişebilir. Kuzey Suriye’ye odaklanıyoruz ama Irak’ta Barzani önderliğinde bağımsız Kürt devletinin olması daha yakın görünüyor.

Ankara Cenevre pokerinde kazandı, ya sonra?

Tülin Daloğlu-DW Türkçe/29.01.2016

Meseleye Suriye’nin toprak bütünlüğü olarak bakıldığında ise durum farklı. Niğde Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlilerinden Yasin Atlıoğlu’nun da hatırlattığı gibi 2011 öncesinde Türkiye, Suriye ve İran ile birlikte PKK’ya karşı ortak bir mücadele vermekteydi. Öyle ki Lübnan güvenlik güçleri PKK’ya karşı operasyonlar dahi yapmıştı.

PYD, İŞİD’e karşı verdiği mücadele ile bugün kanlı bir sahanın ‘kazananı’ olarak gözükse de ve bu mücadele sürecinde aldığı ivme ile hakim olduğu Türkiye-Suriye sınırında ‘kanton’ bir bölge kurduğunu ilan etmiş olsa da, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve devletin idari yapısını etkileyecek gelişmeler sadece Türkiye’nin sorunu değildir. Akan kanın durması için uluslararası kamuoyunun, PYD’nin, kazanımlarını onaması da şart değildir.

“Bunu meşrulaştıran İŞİD. İŞİD’i denklemden alınca, Kürtlerin buradaki askeri ve siyasi yapılarını meşrulaştıracak bir şey yok,” diyor Atlıoğlu. “Nedir bunları meşru kılan? O topraklarda aynı zamanda yoğun bir Arap nüfusu var, Hıristiyan var. Buradaki insanlar nasıl kabul eder; bundan gerçekten demokratik bir yapı, sürdürülebilir bir barış çıkar mı!”

…Atlıoğlu, Türkiye’nin böyle bir toplantıya PYD yüzünden katılmayacak olma olasılığını değerlendirirken, “Geriye Suriye’nin toprak bütünlüğü bölünmesin diye dua etmekten başka yol kalmazdı,” diyor.

‘Moskova ziyareti Rusya’nın Esad’dan vazgeçmediğinin göstergesi’

Sputnik News/21.10.2015

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın 2011’de ülkesindeki çatışmaların başlamasının ardından ilk kez yurtdışına çıkarak Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüşmesi Türkiye’de de yankı bulurken, uzmanlar ziyareti “Rusya’nın Esad’dan vazgeçmediğinin göstergesi” olarak yorumladı.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu uzmanlarından Yar. Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, Rusya’nın geçiş süreci sonunda Esad’ın gitmesini isteyeceğini düşünmediğini ifade ederek “Rusya’nın Esad’dan vazgeçmesi için onun ayarında birinin getirilmesi lazım. Esad’a rakip olabilecek kimseyi göremiyorum hükümet içinde. Muhaliflerden birini devlet başkanı yapmaları şu anda zor. Rusya iki senedir barış görüşmeleri için uğraşıyor, her zaman Batılılar bunu engellemek için ‘Esad gitsin’ gibi ya da başka şartlar ileri sürdüler. Ama şu anda Rusya’nın askeri müdahalesi, barış görüşmelerinde Rusya’yı biraz daha avantajlı çıkartacak diye düşünüyorum” dedi.

‘TÜRKİYE BAŞ AKTÖR ROLÜNÜ KAYBETTİ’

Atlıoğlu, Sputnik’e yaptığı değerlendirmede Rusya’nın askeri operasyonlara başlamasının, Suriye’deki dengelerde bir değişime yol açacağını, bu yıl sonuna kadar Rus hava operasyonları ve Suriye ordusunun karadan ilerlemesiyle özellikle İdlib ve Halep’te istenen başarı sağlanabilirse Rusya ile ABD arasında Suriye konusunda bir uzlaşmanın ortaya çıkmasının mümkün olduğunu belirtti.

Türkiye’nin Esad’ın içinde olduğu geçiş sürecine şartlı da olsa destek verme kararında bu gelişmelerin etkili olmuş olabileceğini kaydeden Atlıoğlu, “Türkiye aslında Suriye’deki oyunda birinci aktör konumunu uzun bir süre önce kaybetti. Benim tahminim, Rusya ile ABD arasında bir uzlaşı, muhaliflerle yönetimin masaya oturtulmasına yol açabilir. Esad’ın sahadaki hakimiyeti sağladıktan sonra iktidarı bırakıp bırakmayacağı da muallakta, Rusya’nın burada etkili olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

‘RUSYA İLE ABD UZLAŞIRSA TÜRKİYE BUNA UYMAK ZORUNDA KALIR’

Rusya ile ABD arasında bir uzlaşma sağlanması durumunda Türkiye’nin de bu uzlaşma çerçevesinde bir karar vermek zorunda kalacağını belirten Atlıoğlu, “Bu yumuşamanın nedeni o gibi görünüyor. Zaten bu daha önce yapılması gereken bir yumuşamaydı. İki sene önce bunlar yapılsaydı olaylar bu düzeye gelmeyebilirdi” dedi.

Suriye’deki savaşta Esad’ın son dönemde askeri açıdan bazı kayıpları olmasına rağmen hala ordu ve devlet üzerindeki hakimiyetini koruduğunu dile getiren Atlıoğlu, “Dört yıllık bir mücadelenin sonunda Esad’ın bir milli kahraman olarak da algılanma ihtimali yüksek Suriye içinde. Türkiye’nin dediği gibi altı ayda geçiş hükümeti, ondan sonra Esad’ın tamamen bırakması çok mümkün görünmüyor” ifadesini kullandı.

‘RUSYA İLE ABD ARASINDAKİ GÖRÜŞMELER ÖNEMLİ’

Geçiş süreci ve Esad’ın geleceği konusunda Rusya ile ABD arasındaki görüşmelerin önemli olacağını vurgulayan Atlıoğlu, şöyle konuştu:

“Bu geçiş hükümetinde kimlere görev verilecek, muhaliflerden kimler temsil edilecek, Baas Partisi üyelerinin oranı ne olacak, yeni anayasa nasıl hazırlanacak, devlet başkanlığı nasıl tanımlanacak, parlamenter sistem mi olacak, başkanlık sistemi devam mı edecek, bunlar önemli. Benim kişisel görüşüme göre, görev süresinin bitimine kadar Esad’ın kalması, belki yeni anayasada devlet başkanının görevlerinin sınırlandırılması söz konusu olabilir. Şu anki geniş yetkilerle donatılmış devlet başkanının yerine yetkileri sınırlandırılmış, kabinenin daha güçlendirildiği, başbakanın biraz daha ön plana çıktığı anayasal model söz konusu olabilir ama bunlar öncelikli olarak Rusya ve ABD arasındaki pazarlıkların sonuçlanması ve Esad’ın da bu konuda ne düşüneceğine bağlı.”

‘ALTI AY SONUNDA ESAD’IN GİTMESİ MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR’

Rusya’nın hava operasyonu desteğiyle Suriye ordusunun Halep ve çevresini kontrol altına alması durumunda geçiş hükümeti planlamasının hızlanacağını söyleyen Atlıoğlu, “Ama basında çıktığı gibi altı aylık geçiş süreci, sonrasında Esad’ın gitmesi çok da mümkün görünmüyor” dedi.

Esad’ın Suriye Devlet Başkanlığı’nı bırakmak istemeyeceğini kaydeden Atlıoğlu, “Dört-beş yıllık bir çatışmanın sonunda avantajlı bir konumda hissediyor kendini. Ona razı etmek, Baas’ın alt kadrolarını bunun kabul etmesi çok mümkün gözükmüyor. Rusya’nın da bunu çok isteyeceğini zannetmiyorum. Masada bunlar tartışılacaktır, karşılıklı tavizler verilerek bir uzlaşma sağlanırsa bir geçiş hükümeti olabilir. Ama önümüzdeki 2-3 aylık süreç içindeki askeri operasyonların sonuçlarına da bakmak gerekiyor” diye konuştu.

Can Ihsanoglu challenge AKP?

By: Tulin Daloglu for Al-Monitor Turkey Pulse- 24/06/2014

The Turkish presidency is primarily a ceremonial office, but Ihsanoglu still stands to offer a different approach than that during Gul’s tenure. “After [Lebanese Prime Minister] Rafik Hariri was assassinated in 2005, the AKP government toned down its relationship with Syria due to international pressure,” Yasin Atlioglu, a Syria expert at Nigde University, told Al-Monitor. “Then-Turkish President Ahmet Necdet Sezer chose, however, to follow through with a scheduled visit to Damascus despite US Ambassador Eric Edelman’s warning not to do so. But that visit succeeded in keeping the relationship with Syria manageable. After the 2011 crisis, Abdullah Gul could have taken a similar approach, but he instead chose inaction and left the initiative to the prime minister and the foreign minister.”

Turkey finally designates Jabhat al-Nusra a terrorist group

 By: Tulin Daloglu for Al-Monitor Turkey Pulse-05/06/2014

This is just one example of Turkey not complying with UN decisions, but since then, Turkey has come under international inquiry for its support of these radical groups fighting in Syria. “Moreover, Turkey chose to stay silent about many developments in the Kurdish-held parts of Syria. The Turkish side perceived the PYD’s [Democratic Union Party] political and military establishment adjacent to its border as a threat to its domestic security,” Yasin Atlioglu of Nigde University, an expert on Syria, told Al-Monitor. “The armed wing of the PYD, the YPG’s [People’s Protection Units] joint declaration with the Islamic Front — and therefore al-Nusra — that they bring their forces together to fight against the Islamic State of Iraq and al-Sham, led to serious shifts on the alliances in the field.”

It is not clear how Turkey is going to act upon this decision. “There are so many Islamic civil movements in Turkey recruiting people for jihad. If Turkish authorities carry an operation against them, or if they freeze the assets and bank accounts of those who are affiliated with al-Nusra in Turkey, carry out arrests and take some serious measures on border security, then this decision will mean something,” Atlioglu said. “Without it, it only looks like an effort to better Turkey’s image in the international arena.”

Davutoglu defends Syria policy

 By: Tulin Daloglu for Al-Monitor Turkey Pulse- 26/03/2014

The Syrian MİG-23 was shot down near the Syrian border town of Kassab when it violated Turkish airspace by 1 kilometer (0.6 miles). “It is highly likely that those radical Islamic groups, like Jabhat al-Nusra and others, entered Syria through Turkey to take control of Kassab, very close to the Turkish border,” Yasin Atlioglu, an assistant professor at Nigde University who specializes in Syrian affairs, told Al-Monitor. “The Syrian army and the local militia fired back at these radical groups. The Syrian regime and Armenian publications directly blamed Turkey for these radical groups’ attack on Kassab. While Turkey may become the target of the Islamic State of Iraq and al-Sham (ISIS), it is also, on the other hand, helping facilitate the attacks of these radical groups at the border.”

What is Turkey’s Role In Syria’s Islamic Opposition?

 By: Tulin Daloglu for Al-Monitor Turkey Pulse- 27/09/2013

Yasin Atlioglu, an assistant professor at the international relations department of Nigde University and an expert on Syria who lived there for a couple of years, concurs. “The field has become too complicated to make a sense of these news reports in an instant. It would be best to wait a little more to have a clear view of what this statement really stands for,” he told Al-Monitor in a telephone interview. “There have been, at least, 50 suicide attacks carried out by these groups. How did these jihadists come to Syria? One sincerely needs to question the role that Turkey played in it.”

…While admitting that it is not easy to find the winning policy to fix the situation in Syria right now, Atlioglu told Al-Monitor, “I’ve already stated this from the beginning. If this issue were to be resolved within the first six months of the unrest in the country, there would be a hope to resolve this in a peaceful way. Right now. there is no clean exit from this conflict. But there is one thing for sure. I am talking to Syrians inside the country, and they are scared of all possibilities that may even bring the Muslim Brotherhood into power.”

He explained the reason: “Syrians are by and large secular people. They feel trapped thinking about their survival in the civil war and the rise of Islamists. Once Bashar al-Assad falls from power, it’s not clear to people what they are to do.”

Sirska vojna lahko prestopi mejo- DELO

Boštjan Videmšek, zunanja politika- 09/09/2013

»Po padcu režimov v Tuniziji, Egiptu in v Libiji so turške oblasti menile, da bodo v verižni reakciji padli vsi avtoritarni režimi v regiji. Obrnili smo se proti Bašarju al Asadu in sprejeli vlogo vodilnega igralca v regiji. Ta politika do Sirije je bila iracionalna, grozeča in preveč občutljiva. Je tudi v nasprotju s turškimi ključnimi nacionalnimi interesi, tako varnostnimi kot političnimi in gospodarskimi,« meni turški analitik in profesor Yasin Atlioglu. V intervjuju nam je povedal, da bi turška morebitna nevtralnost ob začetku spopadov v Siriji lahko preprečila krvavo državljansko vojno.

»Turške oblasti so odgovorne za eskalacijo sirskega konflikta. Turška odločitev, da upornikom odpre svojo mejo s Sirijo, je bila usodna. To je omogočilo, da so v Sirijo prišle skrajne skupine povezane z Al Kaido in trgovino z orožjem. Po nekaterih podatkih je samo v zadnjem mesecu prek turške meje v provinci Hatay v Sirijo prišlo 400 ton orožja in streliva. Turčija bi svoje meje nujno morala zaščititi, Sirija se je spremenila v ‘črno luknjo’,« je kritičen Atlioglu.

Po njegovem mnenju bi mednarodno vojaško posredovanje brez podpore Združenih narodov le še poglobilo državljansko vojno in močno ogrozilo tudi vse sosednje države. »Uporniki tudi s pomočjo intervencije verjetno ne bi bili dovolj močni, da bi prevzeli nadzor nad vso državo. V zadnjih mesecih so utrpeli hude izgube. Zato menim, da bi mednarodno posredovanje lahko povzročilo sesutje države in razširitev vojne po vsej regiji – takšnemu medsektaškemu konfliktu smo zdaj bližje kot kadar koli v zgodovini,« nadaljuje Atlioglu. Upa, da Turčija ne bo sodelovala v posredovanju, saj mu med drugim nasprotuje tudi velika večina Turkov, turške oblasti pa so s svojo enosmerno politiko do Damaska zapravile vse diplomatske možnosti, ki bi bile v teh odločilnih dnevih še kako potrebne.

Experts in Turkey Differ on Syria Policy

By: Tulin Daloglu for Al-Monitor Turkey Pulse- 28/08/2013 DSCN2817

…Yasin Atlioglu of Nigde University, who lived in Syria for years, questioned Turkey’s perception of the Arab Spring. “Turkey did not actually have a strong reaction in the beginning when events started to erupt, but then we were somehow misled,” Atlioglu said. “Turkey declared a policy of regime change without actually having the tools and means to actually carry this out. It completely opened its borders to people without any control. No one knew who was passing through these borders, and that, in a way, encouraged the passage of radical Islamist groups into Syria. If Turkey had stayed neutral, the events would not have escalated to this level. Assad had actually delivered long-promised reforms in the first six months [after the events started]. This conflict could have been resolved differently.”

…Atlioglu argued that if the aim is to really bring the parties to the table in Geneva for a political solution, there needs to be a way to deter radical Islamist groups, like al-Qaeda-affiliated Jabhat al-Nusra.

“Many considered the Assad regime an Alawite regime, as if isolating the other sects and ethnic groups. The reality, though, is that it’s a coalition regime, where the Assad family controls the power. People, however, now see that those radical groups are even more horrifying. And this increased support for the Assad regime,” he said. “With a potential strike, though, there could be a situation similar to the 1975 Lebanon civil war that could last many years in Syria, as well.”

Turkey establishes joint working group for Syria crisis

By Alakbar Raufoglu for SES Türkiye — 17/08/12

…Yasin Atlioglu, a Syria analyst at the Istanbul-based Turkish Asian Centre for Strategic Studies, told SES Türkiye the real question is what will emerge when the fighting ends.

“Ankara’s nightmare scenario is the possibility of a Kurdish state in Syria, which is getting more real every day,” he said, referring recent gains of the Syrian Kurds in controlling the largely Kurdish populated northeast of the country…

As violence escalates, Syria conflict gains new dimensions

By Alakbar Raufoglu for SES Türkiye — 14/06/12

…Yasin Atlioglu, a Syria analyst at the Turkish Asian Centre for Strategic Studies, said the change in leadership gives Turkey more avenues to deepen its co-operation with the opposition.

“The change is of significant importance for the SNC’s image,” Atlioglu said, noting that the SNC has been viewed as a largely Sunni Arab and Muslim Brotherhood dominated group.

Turkey’s support for the SNC left it subject to accusations it has supported only Sunni Arab and Islamic groups within the Syrian opposition.

“Sayda might also get support from Syria’s Kurdish-dominated areas as well,” Atlioglu added…

Turkey stands against arms shipments to Syria

By Alakbar Raufoglu for SES Turkiye — 08/02/12

…”Turkey has previously intercepted several arms shipments from Iran to Syria,” says Yasin Atlioglu, a Syria analyst at the Istanbul-based Turkish Asian Centre for Strategic Studies.

He notes that Tehran and Damascus have enjoyed a close military alliance, in part because the Assad regime has supported Iran’s attempts to arm the Lebanese Shia Hezbollah in neighbouring Lebanon.

Atlioglu says Assad may not need Iranian weapons himself, but that the regime tries to remain a regional power and supporter of Iran’s policies by playing the Hezbollah card.

“In recent years we see that Russia appears upfront as an arms supplier of Syria,” he adds…

Events in Syria ‘threaten Turkey, Iran and Azerbaijan’- News.Az

Mon 24 October 2011

News.Az interviews Yasin Atlioglu, Turkish political scientist.

What has caused Turkey’s political activeness around events in Syria and Lebanon?

The processes that started in early 2011, called ‘Arab spring’ in the West have fully frustrated the Turkey’s policy in the region. In the light of actions by world superpowers, particularly, the United States and their western allies, Turkey has come to the state of observer over the processes in the Middle East. This deteriorated its relations with Syria, Iran and Russia with whom it had good relations just seven months ago.

All the same, permission by Ankara to place radar station in Turkey under pressure of the US government on the early prevention of the missile threat caused a great outrage in the region headed by Iran and Russia.

Several observers believe that in case Turkey fails the policy in Lebanon and Syria, it will lose its influence in the Arab world. Do you agree?

I fully share this opinion. The pro-western foreign political strategy of Turkey over the past months has already started to cause damage to its influence in the Arab world. The image of Turkish Premier Recep Tayyip Erdogan as charismatic leader, who has the influence in the Arab world, is being exaggerated by progovernmental mass media of Turkey. The recent judgments about the use of elements of neo-Ottomanism in the foreign policy of Turkey caused negative attitude of the Middle East. All the same, the actions by Turkey, as a Sunni country in the region, will influence strained relations between the religious trends, particularly between Sunnis and Shias and thus will have a negative influence on strengthening regional security.  One of the main factors that promoted growth of Turkey’s influence in the Middle East was the equal attitude of the Turkish government to all religious minorities, as well as the striving to the resolution of conflicts from the position of the neutral side.

Disavowal of this policy by Turkey in early 2011 and the actions of the Turkish government in the region as the executer of the western policies and the Turkish representative’s action as an executer of western policies will pave the way to the quick loss of influence by Turkey. Anti-Israeli statements of Erdogan and intervention with Arab countries just raised his influence in the society.

Turkey demands support of Azerbaijan to its policy against Israel. Will it be right for Ankara to demand the same position in relation to Syria?

Turkey and Azerbaijan are fraternal countries. Both states have more advantages in the development of political and economic relations, and joint addressing of the challenges they face in the international arena. The depth of historical and cultural relations encourages the Government of Azerbaijan and Turkey to an alliance. However, please note that these two countries have different foreign policies. An example may be that Azerbaijan gives priority to relations with Turkey and Russia. During the development of the Turkish-Russian relations, the relationship of these three states, ie Russia, Azerbaijan and Turkey, become stable.

But Azerbaijan’s relations with Russia are based on its own foreign policy interests of Baku. Therefore, if Azerbaijan part should not force Turkey to carry out the pro-Russian policy,  Turkey should not expect from Azerbaijan to support it against Israel and Syria.

The transformation of the radical Islamist uprising in Syria in the civil war will affect security in the region. The collapse of state structures and chaos in Syria would have a direct impact on the internal stability and security of Turkey, Iran and Azerbaijan.

Azerbaijani officials, providing full support to Turkey in the implementation of projects that affect the development and prosperity in the region, should distance from the uncertain and adventurous foreign policy pursued by the Turkish government in the region.

Can Azerbaijan tolerate worsening relations with Syria where it has normal ties?

Azerbaijan’s foreign policy towards Syria for a number of political and economic reasons, has limited capabilities. In this regard, Syria can seem not so important country to Azerbaijan. But, as I said, the potential political and military crisis in Syria at first can affect the security and economic interests of Turkey and Iran, and then Azerbaijan.

Recently, Turkish Energy Minister Taner Yildiz stated possibility of termination of deliveries of Azerbaijani gas to Syria via Turkey. It is clear that the breach of security in the region cannot be about preserving the economic and commercial activities The statement of the Turkish Energy Minister Yildiz coincided with the political rhetoric of the Turkish government against Syria. Therefore, it becomes apparent that the processes around Turkey and Azerbaijan have a direct impact on them. Unless Turkey, Azerbaijan, Iran, Russia and Syria deepen mutually beneficial political and economic relations, it would be impossible to achieve prosperity and peace in the region. The increase of tension and competition among these five countries will serve the US and European influence in the region.

N.H.

News.Az

Turkey-Syria: why are the refugees going home?

By Alakbar Raufoglu for Southeast European Times – 16/07/11

…Middle East analyst and blogger Yasin Atlioglu raises another point. He says it wasn’t clear to Turkish society from the very beginning who the Syrian refugees escaped from. Was it the government repression, or opposition unrest?

Back in Damascus, the government insisted that the armed opposition is behind the refugee flow and attacks on government security forces. The opposition, in turn, says divisions within the Syrian army are to blame for the deaths among the security forces.

“The refugees who came to Hatay explained to the Syrian opposition similar tales [of divisions within the army] … The Syrian government invited the international media and observers in an attempt to prove its accusations. And that’s how the propaganda struggle started with Turkey at its center.”

From a political point of view, Atlioglu writes, Turkey failed to react to the Syrian crisis clearly at the outset, and this ruined bilateral relations…

Stop the alarm bells! It’s not the return of the Ottomans- Today’s Zaman

8 March 2009 /FATMA DEMİRELLİ

…In a 2005 speech, Erdoğan said Turkey was a “core” country — as opposed to a peripheral one — that has the potential to influence a wide area at the intersection of Asia, Europe and Africa and that “Turkey ought to embrace its historic mission and take up a role that befits its rich historic background.” But he insisted this did not mean a change in the current “route” of its traditional foreign policy, emphasizing instead that the route will be modified in accordance with modern global realities.

But with a highly charged domestic atmosphere where division along the lines of secularism runs deep at home, the government may need to express its non-imperialist intentions more clearly than it does now to avoid further polarization. In addition to deepening the rift between the government and its secularist opponents, an Ottoman rhetoric may also serve to radicalize Islamic groups, says Yasin Atlıoğlu, a researcher at the İstanbul-based think tank Bilgesam. “Frequent references to ideologies like neo-Ottomanism and Islamism may lead conservative Islamic groups to radicalize and seek to expand their influence beyond the state’s control,” he told Sunday’s Zaman.

At the height of Israel’s Gaza operation, radical Islamic groups were at the forefront of protest demonstrations across Turkey. An ideological rhetoric representing Erdoğan as some sort of “caliph” defending Muslims’ rights may fuel their enthusiasm to be more active, according to Atlıoğlu.

In the Middle East, Arab leaders are also likely to be alienated by a talk of a resurging Ottomanism in Turkey and poison the atmosphere of cooperation growing between them and Ankara due to suspicions over Turkey’s possible expansionist intentions. “The government should make clear, especially to Arab leaders, that its policy does not include revisionist goals or objectives such as the creation of an Islamic union and that its policies are confined to political and economic cooperation,” he said.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s