‘Lübnan seçiminde Hizbullah güçlenirse İsrail’in saldırı riski artar’

Ceyda Karan/ Sputnik 04.05.2018

Dr. Yasin Atlıoğlu’na göre, Lübnan’da dokuz senedir seçimlerin yapılamamasında Suriye krizi etkili oldu. Yeni seçim yasasının partiler için belirsizlikler getirdiğini anlatan Atlıoğlu’na göre Hizbullah güçlenirse İsrail’in saldırı riski artar. Atlıoğlu, Türkiye-Lübnan ilişkilerinde kısmi yumuşama olsa bile tam bir düzelme olmadığını belirtti.

Lübnan halkı 2009 yılında bu yana ilk kez sandık başına gitti. Mezhep ayrımlarına dayalı idari yapı eşliğinde siyasete güvensizlik ve ‘devletin işlevsiz’ bulunduğu Lübnan’da 15 seçim bölgesinde yaklaşık 3.6 milyon seçmenin katılım oranı da sonuçlar da merakla bekleniyor. Suriye’deki savaş hali ülkede siyasi ve ekonomik tabloyu derinden etkilemişken, geçen sene yapılan seçim yasası değişikliğinin nelere yol açacağı da merak konusu.

Lübnan seçimlerini Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Görevlisi Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

‘SEÇİMLERİN NEDEN YAPILAMADIĞINI ANLAMAK MÜMKÜN’

Yasin Atlıoğlu, siyasi ve ekonomik olarak çok kırılgan bir ülke olan Lübnan’ın Suriye savaşıyla birlikte ekonomisinin daha kötüye gittiğini, iç siyasette uzlaşmanın bozulduğunu belirterken, bu tabloya bakıldığında seçimlerin uzun süredir yapılamamasın da anlaşılabileceği görüşünde:

“Lübnan’da en son 2009’da parlamento seçimleri gerçekleşmişti. Lübnanlılar, seçimlerin yapılması gereken tarihten yaklaşık beş yıl sonra tekrar sandığa gidiyor. Bunun Lübnan’ın siyasi yapısıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu söylemek mümkün. Lübnan siyasi ve ekonomik olarak oldukça kırılgan bir ülke. Mezhebe dayalı bir sistemleri var. Sistemin işleyebilmesi için iki şartın yerine gelmesi gerekiyor; bir taraftan iç siyasette bir uzlaşma gerekiyor, diğer taraftan da Lübnan’ın çevresindeki bölgelerin mümkün olduğunca istikrarlı, en azından çatışma içinde olmaması… Ne yazık ki 2011’den sonra bu iki şartın da pek yerine gelmediğini, iç politikada uzlaşma olmadığını, özellikle Suriye iç savaşı ile çevre bölgelerinde ciddi bir istikrarsızlık içinde olduğunu görüyoruz. Tabii bu Lübnan’ı hem siyasi olarak hem de iktisadi olarak çok kötü etkiledi.”

‘ZAYIF BİR DEVLET YAPISI, YOLSUZLUKLAR, ADAM KAYIRMACILIK…’

Lübnan’ın ekonomisinin bankacılık ve ticaretin ötesinde sıcak para girişine de dayandığını belirten Atlıoğlu, iç siyasette zayıf devlet yapısı, yolsuzluk, adam kayırmacılığın hakim olduğunu anımsattı. Atlıoğlu Suriye kriziyle birlikte güvenliğin de önemli bir sorun haline geldiğini belirtti:

“Ekonomik yapısını biraz tarif etmek gerekirse; serbest piyasa ekonomisine dayalı bir yapısı var, sıcak para girişine dayalı, bankacılık, ticaret sektörlerine dayalı bir ekonomisi var. Bu kriz döneminde petrol fiyatlarının düşmesi, Suriye iç savaşının etkisi ekonominin gittikçe kötüye gitmesine yol açtı. Günümüzde 80 milyar doların üzerinde bir kamu borcunun olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Aynı zamanda siyasetin içine de baktığımızda zayıf bir devlet yapısı, yolsuzluklar, adam kayırmacılık, üstüne üstlük devletin bazı temel ihtiyaçları yerine getirememesi gibi —son dönemde özellikle elektrik, çöp toplama gibi- sorunlar var, sadece siyasetin içerisinde değil halk arasında da ciddi rahatsızlıklara yol açıyor. Yine buna ek olarak güvenlik sorunlarından bahsedebiliriz bu süreç içerisinde. Zayıf bir ordu ve buna karşılık Hizbullah gibi devlet dışı bir aktörün Lübnan’ın aslında dışarıya karşı güvenliğinin sağlanmasında hatta dışarda da askeri operasyon yapabilen bir yapıda olması söz konusu. Şimdi bu tabloyu gördüğümüz zaman seçimlerin neden yapılamadığını çok rahat bir biçimde anlayabiliyoruz.”

‘SEÇİMLER HARİRİ’NİN İSTİFA SKANDALI SONRASI HEYECAN YARATTI’

Atlıoğlu geçen kasımda Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’da ‘alıkonulması’ ve daha sonra ortaya çıkan skandalla geri altığı ‘istifasının’ ardından seçimlerin heyecan yarattığını kaydederken, parti ve ittifaklar arasında yeni sorunlar yaşandığını anlattı:

“Seçim sürecine giden özellikle geçen kasım ayında yaşanan istifa krizinden sonraki sürece bakarsak, bu sürecin şekillenmesinde seçimlerin bu kadar uzun bir süre sonra yapılacak olması ciddi bir heyecan yarattı. Aynı zamanda geçen sene haziran ayında kabul edilen yeni bir seçim yasası var. Bu yasanın getirdikleri aslında Lübnan siyasetindeki pozisyonları da yeniden şekillendirdi. Yani 2005’ten sonraki 14 Mart, 8 Mart ayrımı yani Batı yanlısı, Batı karşıtı veya Suriye yanlısı Suriye karşıtı ayrımının da bu son 6 ayda biraz muğlaklaştığını söyleyebilirim. Yasanın etkisi olduğunu düşünüyorum bu ayrımda. Bütün partileri biraz belirsizlikle karşı karşıya bıraktı ve bir pozisyon belirlemeye zorladı. Mesela bu Suudi Arabistan’dan döndükten sonra Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’dayken kendisini arkadan hançerlemekle itham ettiği Eşref Rifi gibi rakipleri —ki Hariri’nin eski müttefikiydi- ve Samir Caca’yla yaşadığı sorunlar ortaya çıktı. Diğer taraftan ilginçtir, 8 Martçılar içerisinde özellikle Cebran Basil’in Emel’le yaşadığı sorunları göz önünde bulundurursak aslında 14 Mart, 8 Mart ayrımının da biraz muğlaklaştığını hatta bu seçime hazırlanırken oluşturulan listelerin de doğrudan etkilendiğini söylemek mümkün. Hiç kimse kendi istediği listeyi çıkartamadı.”

‘YENİ SEÇİM YASASI BAZI BELİRSİZLER YARATIYOR’

Lübnan’da geçen haziranda kabul edilen yeni seçim yasasının çoğunluk sistemi yerine nispi temsil sistemini getirdiği söyleyen Atlıoğlu’na göre seçim bölgelerinin sayısının indirilmesi ve tercihli oy sisteminin getirilmesi bazı belirsizlikleri de beraberinde getiriyor:

“Lübnan’da yeni seçim yasasının çıkması da çok uzun bir sürede oldu, üstünde çok tartıştılar. Geçtiğimiz sene 16 Haziran’da kabul edip, parlamentodan geçirdiler. Her şeyden önce bu yeni seçim yasası daha önce uygulanan çoğunluk sisteminin yerine nispi temsil sistemini getiriyor. Dolayısıyla burada çok ince bir ayrıntı var. Çok teknik ve karmaşık bir konu ama basit bir şekilde anlatırsam; seçmenler bu seçimde sandık başına gittiklerinde bir liste seçmek zorundalar. Daha önce de bu böyleydi fakat tercihli oy denilen bir sistem getirildi. Artık bir liste içerisinden sadece bir adayı seçebiliyorlar. Yani birden fazla aday seçme şansları yok. Bunun en ciddi ve aslında belirsizlik yaratan sonucu şu; artık bir seçim listesinde yer alan mesela Sünni bir aday hem diğer listelerdeki Sünni adayla rekabet etmek zorunda hem de kendi listesindeki adayla rekabet etmek zorunda. Tabii Lübnan’ın seçim sistemi bu kadar basit değil bir de buna Taif Antlaşması’na dayalı olan mezhep kotalarını eklemek lazım. Bu yeni seçim kanunuyla 26 olan seçim bölgesi 15’e indirildi. 15 seçim bölgesinde mezheplere göre bir dağılım var. Dolayısıyla bunu da koyduğumuz zaman çok sürpriz sonuçlar ortaya çıkabilir. Yani en az oyu alan bir partinin veya bir seçim listesinin adayının bile meclise girme şansı olabiliyor, yani bu nispi temsil sistemiyle mezhep kotalarını yan yana getirdiğinizde böyle ilginç şeyler ortaya çıkabiliyor, bu da belirsizlik yaratıyor. Bu noktada tabii rekabetlerin yoğunlaşacağı bazı bölgeler bekleniliyor bu 15 seçim bölgesi içerisinde, özellikle Beyrut’un içerisindeki ‘Beyrut 2′ bölgesinde 9 liste 83 tane aday var ve büyük partiler dışında da özellikle işte sürpriz yapması beklenen sivil toplum aktivistleri, yani bağımsız listelerden girenler var. Onların meclise girme ihtimali de var tabii bu durum, büyük partilerin veya blokların milletvekili koltuğunu azaltabilir. İkincisi, tabii Saad Hariri’nin bu seçimlerden nasıl çıkacağı çok önemli.”

‘SUUDİLERİN, LÜBNAN’A YENİ BİR MÜDAHALE ŞEKLİ ORTAYA ÇIKTI’

Atlıoğlu, geçen kasımda Hariri’nin Suudi Arabistan’a gidip, orada istifa ettirilmesi sürecinde yaşananların ise Riyad’ın Lübnan’a yeni bir müdahale şeklini ortaya çıkarttığı görüşünde:

“İstifa krizi sırasında cidden böyle bir milli hava yakalanmıştı. Hariri milli miydi konusu tartışılabilir bir konu ama en azından ülkesinde başbakana sahip çıkma şeklinde bir eğilim oldu. Yani farklı gruplardan destek geldi. Fakat seçim sürecinde bu yerini yavaş yavaş gerilimlere bıraktı. Özellikle, yanlış hatırlamıyorsam şubat ayı sonunda Suudi Arabistan’ın Lübnan’a yeni bir müdahale şekli de ortaya çıktı, işte büyükelçisini değiştirdi, heyetler gönderildi ve daha sonra Hariri tekrar Suudi Arabistan’a gitti. Tabii bu bir kırılma noktası, Hariri niye gitti derseniz çok şey söyleyebiliriz. Özellikle Lübnan’ın bu ekonomik sorunları, geçen sene aralık ayında planlanan bu uluslararası Lübnan konferansı —Paris’te, Roma’da yapılanlar- ve bir taraftan dışardan kredi ve yardım beklentileri var diyebiliriz ki Suudi Arabistan olmadan bunun olması zor gibi gözüküyor. Dolayısıyla Hariri gitmek zorundaydı. Bundan sonraki süreçte tabii Suudi Arabistan’ın etkisi de belirginleşmeye başladı, işte o ‘selfie diplomasisi’ dediğimiz şeyler, Paris’te çekilen fotoğraflar, bunların yayımlanması… Hariri’nin seçim propagandası da çok enteresan bir hale geldi, sadece Suudi Veliaht Prensi değil neredeyse seçim çalışmaları sırasında herkesle selfie çektirmeye başladı. Böyle ilginç bir durum da söz konusu.”

‘SÜNNİ SEÇİM BÖLGELERİNDE CİDDİ REKABET VAR VE DİĞER YERLERDE İLGİNÇ İTTİFAKLAR OLUŞTU’

Atlıoğlu, ‘Beyrut 2′ ve Minniyeh-Denniyeh seçim bölgelerinde Sünni adaylar arasında ciddi bir rekabet olduğunu belirtti ve diğer seçim bölgelerinde de ilginç ittifakların oluştuğunu söyledi:

“Seçim sonuçlarında belirleyici olacak ‘Beyrut 2′ adlı bölge ve özellikle de kuzeyde Trablus Minniyeh-Denniyeh diye 11 milletvekilinin çıktığı bir seçim bölgesi var, burada ciddi bir rekabet bekleniliyor. Yani yedi tane Sünni koltuğun olduğu bu bölge içerisinde çok fazla rakip var. Bunların başında tabii Eşref Rifi geliyor. Eşref Rifi hem Beyrut 2. Bölgede hem Trablus’ta Müstakbel’in en büyük rakibi. Eşref Rifi son iki yıldır aslında Hariri’den ayrılıp böyle Suudi Arabistan’ın desteğini de alarak ülkedeki Sünnilerin lideri olmaya çalışıyor. Daha önceki belediye seçimlerinde de ciddi bir başarı sağladı Trablus’ta. Dolayısıyla Rifi’nin seçimden ne kadar koltuk alacağı —Sünni koltuk- önem kazanıyor. Tabii Trablus o kadar karmaşık ki, işte yine Faysal Karami gibi Ömer Karami’nin oğlu, onun listesi var, eski Başbakan Necib Mikati’nin listesi var. Dolayısıyla bu Sünni adaylar nasıl paylaşılacak? Bunu kimse bilmiyor. Diğer seçim bölgelerine bir göz atarsak, yine 10’dan fazla milletvekili çıkartan seçim bölgelerine bakarsak çok ilginç ittifaklar var. Mesela Aley-Şuf bölgesinde Müstakbel Partisi, Canpolat’ın partisi ve Lübnan Kuvvetleri birlikte hareket ediyor. Bunun karşısında Özgür Yurtseverler Birliği var. Burada yine seçmenin davranışının ne olacağı, bu koltukların nasıl paylaşılacağı çok önem kazanıyor.”

‘KÜÇÜK İTTİFAKLAR HİZBULLAH’TAN KOLTUK ALABİLİR Mİ SORUSU GÜNDEMDE’

Atlıoğlu, Hizbullah denilince sadece güneyden bahsedilmediğini ancak güçlü olduğu güney bölgelerde kurulan küçük ittifakların Hizbullah’tan koltuk alabileceği ihtimalinin konuşulduğunu dile getirdi:

“Hizbullah deyince sadece güneyden bahsetmiyoruz ama bu yeni seçim sistemiyle güçlü olduğu bölgelerden acaba oy kaybeder mi diye bir soru geliyor akıllara. Lübnanlı kaynaklarda farklı olasılıklar konuşuluyor. Belki şu olabilir; Hizbullah’ın güçlü olduğu bazı güneydeki yerlerde —Nebatiye gibi- Hizbullah-Emel ittifakının karşısına çıkan mesela Samir Caca’nın Lübnan Kuvvetleri ile bazı Şii muhaliflerin listeleri var. Yine Komünist Partisi’nin Şiilerle kurduğu bir ittifak söz konusu. Bu küçük ittifakların acaba Hizbullah’tan koltuk alabilir mi sorusu akıllara geliyor. Hizbullah sandalye kaybetmesi durumunda bunu diğer bölgelerden telafi etmeye çalışacak.”

‘ADAYLARIN BÜYÜK KISMI TANINMIŞ AİLELERDEN’

Seçimlerdeki aday listelerine bakıldığında tanınmış ailelerin isimlerinin görülebildiğini söyleyen Atlıoğlu, mezhep faktörünün seçmen davranışlarına etkisini tespit etmenin zorluğuna dikkati çekti:

“Seçim meselesi oldukça karışık. Biraz adaylardan da bahsedeyim. Aday listesine baktığımızda 77 tane liste var ve sanırım 800’e yakın aday var. Adayların büyük bir kısmına baktığımızda Lübnan’daki tanınmış aile isimlerini görebiliyorsunuz. Yani çoğu zaman listeler baba-oğul vesaire şeklinde değiştiriliyor. Mesela Velid Canbolat artık İlerici Sosyalist Partisi’nden emekli oldu ve yerine oğlu Teymur’u hazırladı. İşte büyük partiler tarafından Nadim Cemayel gibi —Beşir Cemayel’in oğlu- gibi daha genç figürler de sahaya sürülmüş durumda. Tabii ki akrabalık bağları çok enteresan bir şekilde etkili. Cumhurbaşkanı Aoun’un iki damadı birden seçimlerde yarışacak, Cebran Basil başta olmak üzere, Samir Caca’nın karısı yarışacak. Tabii bu Lübnan’daki klasik tabloyu çok değiştirmiyor. Yani acaba seçmen davranışları mezhebe dayalı mı ortaya çıkacak, bunu tespit etmek biraz zor gibi gözüküyor. İkinci soru işareti ise, bu yeni seçim sisteminin etkileri ne olacak ve bu son dönemde yaşanan iktisadi problemler veya devlet içindeki yolsuzluklar gibi sorunlar özellikle büyük kentlerdeki orta sınıf içerisinde nasıl bir seçim eğilimi ortaya çıkaracak, göreceğiz.”

‘SURİYELİLER ÇATIŞMA KAYNAĞI OLABİLİR Mİ KAYGISI VAR’

 Suriyeli göçmenlerin seçmen davranışlarında muhakkak etkisinin olacağını düşünen Atlıoğlu, Lübnanlıların daha önceki iç savaşın nedeni olarak Filistinli göçmenleri görmelerinden dolayı şimdi de Suriyeli göçmenlerin bir çatışma kaynağı olabileceği yönünde kaygıların mevcut olduğunu söyledi:

“Seçmen davranışlarında Suriyeli göçmenler konusunun muhakkak etkisi olur. Zaten siyasilerin hepsine baktığımızda Suriyeliler konusunda, Suriyelilerin kalması gerektiğini savunan yok. Herkes bir şekilde Suriyelilerin Lübnan’dan ayrılması gerektiğini savunuyor. Fakat aralarında üslup farkı var, bazıları bunu çok sert bir biçimde dile getiriyor, bazıları biraz daha yumuşak bir biçimde. Tabii Suriyelilerin gelişinin yarattığı iktisadi sorunlar var. Küçük bir ülke olduğu için mesela ev kiralarının artması, gıda fiyatlarının artması gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Bununla birlikte Lübnanlıların psikolojisini de biraz anlamak lazım. Lübnan-Suriye ilişkileri büyük ölçüde o iç savaştaki işgal harekatıyla da doğrudan bağlantılı. Yani doğrusunu söylemek gerekirse Lübnanlılar Suriyelileri görmekten çok da hoşlanmıyorlar. Özellikle Hristiyan kesimde şu algı da var; yani 1970’lerde gelen Filistinlileri —özellikle de Maruni kesim- aslında iç savaşın çıkmasının önemli nedenlerinden biri olarak görüyorlar. Bundan dolayı Suriyeliler de acaba bir çatışmanın kaynağı olabilir mi diye bir kaygı da var. Bu kısmen anlayışla da karşılanabilir tabii ki.”

‘HİZBULLAH’IN GÜÇLENİP, MÜSTAKBEL’İN GÜÇ KAYBETTİĞİ BİR DURUMDA İSRAİL SALDIRISI RİSKİ ARTAR’

İsrail saldırısının olup olmama ihtimalinin seçim sonuçlarıyla bağlantılı olduğunu söyleyen Atlıoğlu’na göre Müstakbel’in güç kaybedip, Hizbullah’ın güç kazandığı bir durumda dış baskıların artmasıyla birlikte İsrail saldırısının daha beklenebilir hale geleceği öngörülebilir:

“İsrail saldırının yarattığı kaygı sürekli var. Ama bence bu saldırının olma ya da olmama durumu yine seçim sonuçlarıyla bağlantılı, yani bunu seçim sonuçları belirleyecek. Seçim sonuçlarını da şu anda tahmin etmek çok güç ama belki iki senaryoyla açıklayabilirim basit bir şekilde. Birinci senaryo —çok konuşulan bir şey- Hizbullah’ın seçimden kazançlı çıkması. Burada milletvekili koltuğu olarak düşünmemek lazım, belki 1-2 koltuk fazla alarak Hizbullah bloğunda bir artış olabilir parlamentoda ama Müstakbel’in uğrayacağı bir mağlubiyet bu durumu yaratır. Onu da söylediğim gibi Eşref Rifi’nin Sünni koltukları alması ve çok farklı gruplardan oluşan bu sivil toplum hareketleri, özellikle büyük kentlerde ki bunun içinde Maruniler, Sünniler de var, mesela Beyrut 1. Bölgesinde ünlü bir aday var bağımsızlardan, Paulette Yakub-yan diye —Suudi Arabistan’dayken meşhur bir röportaj yapan kadın- Ermeni Ortodoks, mesela işte böyle ünlü figürler de var ve bunlar daha çok orta sınıfı temsil ediyor, avukat, mühendisler arasından çıkıyorlar. Ayrıca mezhepsel kimliklerini biraz arkada bırakmış insanlar. Bunların da parlamentoya girmesi durumunda Müstakbel’in zayıflaması söz konusu olacak. Yani Hizbullah’ın biraz güçlendiği, Müstakbel’in zayıfladığı bir durumda muhtemelen seçim sonrası iç politikada yeni krizler bekleyebiliriz, özellikle kurulacak hükümette Hizbullah’ın ağırlığının artması ve tabii ki dışardan da muhtemelen yine Suudi Arabistan ve ABD başta olmak üzere siyasi ve iktisadi baskı, arkasından da bahsettiğimiz İsrail’in bu yaz içerisinde bir askeri saldırısını bekleyebiliriz. Tabii her zaman bekleniliyor ama bu seçim senaryosuyla bu ihtimal yükselebilir.”

‘DİĞER SENARYOLARDA DA HİZBULLAH ÜZERİNDEKİ BASKI ARTAR’

 Atlıoğlu, seçimlerde Hizbullah’ın küçük kayıplar vererek mevcut statükonun korunması durumunda bile İsrail saldırısı ihtimalinin tamamen ortadan kalkmayacağını ve Hizbullah üzerindeki baskıların artacağı yorumunu yaptı:

“Eğer çok fazla şey değişmezse yani Müstakbel daha önceki koltuk sayısını aşağı yukarı korursa ve Hizbullah küçük kayıplarla seçimleri geçerse muhtemelen mevcut statükonun devam etmesi söz konusu olabilir. Yani Hariri’nin Başbakan olması, dışardan Suudi-ABD ve Fransız desteği, Devlet Başkanı Aoun ile dengeli bir yapı. Ama bu durumda bile İsrail saldırısı ihtimalini tamamen ortadan kaldıramayız. Belirsizlik olabilir ama her an bir İsrail saldırısı olabilir. Yine belki İsrail saldırısı olmasa bile Hizbullah’ın biraz zayıflaması muhtemelen Hizbullah’ın üzerindeki silahsızlandırma baskısının daha fazla artması gibi bir sonuç ortaya çıkarır diye düşünüyorum. Yani bu iki senaryo üzerinden çıkacak olası sonuçlar bunlardır diye düşünüyorum ki başka senaryolar da üretilebilir, seçim sistemi ve kurulan ittifaklar oldukça karmaşık dolayısıyla seçmen davranışlarını şu an tahmin etmek kolay değil. Seçim günü göreceğiz, bu iki senaryo veya bunun dışında bir şey ortaya çıkabilir.”

‘SURİYE KRİZİNDEKİ TAVIR TÜRKİYE’NİN İLİŞKİLERİNİ OLUMSUZ ETKİLEDİ’

Atlıoğlu, Suriye krizinde Türkiye’nin aldığı tavrın Lübnan ile ilişkileri olumsuz etkilediğini anımsatırken, hala tam düzelme sağlanamadığı ve Türkiye’nin daha ziyade elektrik ve çöp işlerinde özel şirketleriyle anıldığına dikkat çekti:

“Türkiye ile Lübnan ilişkilerinde kısmen bir yumuşama olabilir ama 2011’deki özellikle Suriye krizinde Türkiye’nin aldığı tavır Lübnan için hem de birçok durumu olumsuz etkiledi ve dolayısıyla Türkiye’ye bakışı da, başta Şiiler olmak üzere değiştirdi. Hatta tabii Hizbullah’ı sadece Şiilere yönelik bir örgüt olarak görmemek lazım, içinde Maruniler veya diğer dinsel gruplardan da Hizbullah’a destek verenler var, tabii bunlarla da ilişkilerimiz eskisi gibi değil. 2011 öncesi ben de birçok kez Beyrut’a gittim, Türkiye’den geldiğinizi söylediğinizde size gösterilen o sıcaklığı 2011 sonrası hissetmek mümkün değil. Ama Türkiye yine kısmi olarak özellikle bu siyasi konulara çok fazla girmeden Lübnan’ın iktisadi sorunları konusunda birtakım girişimlerde bulunabilir. Zaten geçtiğimiz 6 ayda bu uluslararası toplantılara Türkiye’nin de katılımı oldu. Özellikle bu elektrik meselesinde Türkiye’nin gönderdiği santraller var, onlar aracılığıyla sağlanıyor ama işte onlara tepki olabiliyor. Mesela geçenlerde Velid Canbolat çıktı, hükümeti elektrik sorununu çözmek için yurtdışından getirilen santrallerin yeterli olmadığı ve böyle bir elektrik politikasının yanlış olduğu yönünde eleştirdi. Hatta yeni gördüm, bu çöp konusunda da bir Türk şirketi gündemdeymiş.”

‘LÜBNAN’DA DEVLET OLSA BU SORUNLAR OLMAZ’

Yasin Atlıoğlu son olarak Lübnan’da devlet örgütlenmesinin yetersizliğine dikkat çekip, bazı sorunların bu sebepten kaynakladığını söyledi:

“Yani Lübnan’da devlet yok, mesele o. Devlet olsa bu sorunlar olmaz. Özel sektöre de verebilirsiniz sorun değil ama bütün her şeyi özel sektörle yaptırmak ve onu da becerememek meselesi özellikle orta sınıf, gençler arasında ciddi bir problem kaynağı. Bir de şunu da unutmamak lazım, bağımsızlar arasında çok kadın aday var. Yani kimliksel, mezhepsel tercihler değil de cinsiyet tercihi etkili olur mu diye düşünüyorum. Çünkü Lübnan’ın temel sorunlarından biri medeni kanununun olmaması mesela. Farklı mezheplerden insanlar evlenemiyor. Bu da bir vatandaşlık meselesiyle doğrudan bağlantılı. Tabii uzun bir konu, bunların da seçimlerde etkili olma ihtimali var diyebiliriz.”

https://tr.sputniknews.com/ceyda_karan_eksen/201805041033325941-lubnan-hizbullah-israil-saldiri/ 

 

Advertisements